İSTİKAMET-2

Dosdoğru Kalabilmenin Altı Ölçüsü

Bir önceki yazımızda Muhammed ümmetinin karşı karşıya bulunduğu ihtilaf tehlikesini, geçmiş kavimlerin helak sebeplerini ve sırat-ı müstakim üzere kalmanın önemini ele almıştık.

Şimdi asıl soruya cevap arayalım:

Bütün bu tehlikeler karşısında nasıl dosdoğru kalacağız?

İstikametimizi nasıl koruyacağız?

Çocuklarımızı ve gelecek nesillerimizi hangi ölçülerle yetiştireceğiz?

Bu soruların cevabını Kur’an-ı Kerim’de buluyoruz.

Mâide Suresinin 54. Ayeti

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar müminlere karşı alçak gönüllü, inkârcılara karşı izzetlidirler. Allah yolunda mücadele ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. İşte bu Allah’ın lütfudur, onu dilediğine verir. Allah’ın lütfu geniştir, O her şeyi bilendir.”

Bu ayet-i kerime, yalnızca geçmişte yaşanmış bir hadiseyi anlatmıyor.

Her dönemde Müslümanlara yol gösteren önemli ölçüler ortaya koyuyor.

Dikkat edersek Allah Teâlâ, dininden uzaklaşanların yerine getireceği topluluğun özelliklerini anlatıyor.

Bu özellikleri altı temel ölçüde değerlendirebiliriz.

Birinci Ölçü: Allah’ın Sevgisini Kazanmak

“Allah onları sever.”

Bir Müslümanın en büyük hedefi Allah’ın sevgisini ve rızasını kazanmak olmalıdır.

İnsanların takdirini kazanmak, makam sahibi olmak veya kalabalıkların desteğini almak tek başına başarı değildir.

Asıl başarı, Allah’ın razı olduğu bir hayat yaşayabilmektir.

Bunun yolu da Allah’ın emirlerine itaat etmekten, yasaklarından uzak durmaktan ve güzel ahlak sahibi olmaktan geçer.

İkinci Ölçü: Allah’ı Sevmek

“Onlar da Allah’ı severler.”

Sevgi yalnızca sözle ifade edilmez.

Sevginin bir karşılığı, bir sorumluluğu vardır.

Allah’ı sevdiğini söyleyen insan, O’nun emirlerini hayatına taşımaya çalışmalıdır.

Nitekim Âl-i İmrân suresinin 31. ayetinde şöyle buyurulur:

“De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin.”

Demek ki Allah sevgisinin ölçüsü, Resûlullah’ın yolundan gitmektir.

Sırat-ı müstakim üzere kalmanın temel şartı, Kur’an’a ve sünnete bağlı yaşamaktır.

Üçüncü Ölçü: Müminlere Karşı Merhametli Olmak

“Onlar müminlere karşı alçak gönüllüdürler.”

İşte bugün üzerinde en fazla durmamız gereken özelliklerden biri budur.

Müslüman, Müslüman kardeşine karşı merhametli olmalıdır.

Onun hatasını gördüğünde hemen düşman kesilmemelidir.

Kusurlarını araştırmamalı, ayıplarını teşhir etmemelidir.

Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Kim bir Müslümanın ayıbını örterse Allah da dünya ve ahirette onun ayıbını örter.”

Bugün birbirimizin hatalarını araştırmak yerine iyiliklerini çoğaltmaya çalışsak, nice ihtilafların kendiliğinden ortadan kalkacağını göreceğiz.

Herkesin hatası olabilir.

Herkesin eksiği olabilir.

Ancak kardeşlik, kusursuz insanlar arasında kurulmaz.

Kardeşlik, birbirinin kusurunu düzeltmeye çalışan ve birbirinin hukukunu koruyan insanlar arasında yaşatılır.

Dördüncü Ölçü: İzzetli Olmak

“İnkârcılara karşı izzetlidirler.”

Buradaki izzet, kibir veya haksızlık yapmak değildir.

İnancından, şahsiyetinden ve değerlerinden taviz vermemektir.

Müslüman, başkalarının inançlarına saygı gösterirken kendi inancından utanmaz.

Kendi değerlerini küçümsemez.

Başkalarına benzemek uğruna dinî kimliğini terk etmez.

İzzetli olmak, gerektiğinde tek başına da olsa doğru bildiği yolda yürüyebilmektir.

Kur’an’ın adalet emrini unutmadan, inancını ve haysiyetini koruyabilmektir.

Beşinci Ölçü: Allah Yolunda Mücadele Etmek

“Allah yolunda mücadele ederler.”

İman yalnızca kalpte saklanan bir duygu değildir.

İnsana sorumluluk yükler.

İyiliği yaymak, kötülükten sakındırmak, mazlumun yanında durmak, adaleti savunmak ve insanlara faydalı olmak bu sorumluluğun parçalarıdır.

Bir öğretmenin öğrencisini güzel ahlakla yetiştirmesi…

Bir anne babanın evladına doğruyu öğretmesi…

Bir yöneticinin adaletle hükmetmesi…

Bir esnafın dürüst ticaret yapması…

Bütün bunlar Allah’ın rızasını kazanma niyetiyle yapıldığında değerli birer gayrettir.

Mesele yalnızca doğruyu söylemek değil, doğruyu yaşayarak örnek olabilmektir.

Altıncı Ölçü: Kınayanın Kınamasından Korkmamak

“Hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar.”

İnsan bazen doğru bildiği bir şeyi savunduğu için eleştirilebilir.

Bazen yalnız bırakılabilir.

Bazen de kalabalıkların baskısıyla karşılaşabilir.

Ancak sırat-ı müstakim üzere yürüyen insan, başkalarının kınamasından korkarak hakkı terk etmez.

Burada önemli bir ayrıntı vardır.

Kınanmaktan korkmamak, her eleştiriyi reddetmek değildir.

İnsan yanlış yaptığında eleştiriden ders alabilmelidir.

Fakat doğru olduğuna inandığı, Kur’an ve sünnet ölçülerine uygun bir davranışı sırf insanlar karşı çıkıyor diye terk etmemelidir.

İstikamet sahibi insan, alkışlarla yön değiştirmediği gibi eleştirilerle de doğruluktan vazgeçmez.

Haklıyken Tartışmayı Terk Edebilmek

Bu altı özelliği hayatımıza taşıyabilmek için nefsimizi de terbiye etmemiz gerekiyor.

Çünkü bazen insanın en büyük imtihanı, haklı olduğu bir meselede kendisini kontrol edebilmesidir.

Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Haklı olduğu hâlde çekişmeyi terk eden kimseye cennetin kenarında bir köşk verileceğine kefilim.”

Ne kadar anlamlı bir müjde!

Haklı olmak, her tartışmayı sürdürmeyi gerektirmez.

Bazen susmak daha hayırlıdır.

Bazen geri çekilmek daha isabetlidir.

Bazen bir kardeşin gönlünü korumak, bir tartışmayı kazanmaktan daha değerlidir.

Ancak bu suskunluk, haksızlığa razı olmak anlamına gelmemelidir.

Çünkü istikamet, hem hakkı korumayı hem de kardeşlik hukukunu gözetmeyi gerektirir.

Ümitsizliğe Yer Yok

Bütün bu olumsuzluklara rağmen ümitsizliğe kapılmamalıyız.

Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Ümmetimden bir topluluk, Allah’ın emri gelinceye kadar hak üzere bulunmaya devam edecektir.”

Bu hadis-i şerif bize büyük bir müjde veriyor.

Dünyada kötülük çoğalabilir.

İhtilaflar artabilir.

İnsanlar birbirine düşebilir.

Hak ile batıl birbirine karıştırılabilir.

Ancak hakikat ortadan kalkmaz.

Hakkı savunan insanlar tamamen yok olmaz.

Allah’ın dinine samimiyetle bağlı kalanlar her dönemde bulunacaktır.

Öyleyse kalabalıkların yanlışına bakarak ümitsizliğe kapılmamalıyız.

Yalnız kalsak bile doğruluktan ayrılmamalıyız.

Bir kişi bile olsak, hakkın yanında durabilmeliyiz.

Çünkü önemli olan kaç kişi olduğumuz değil, hangi istikamette yürüdüğümüzdür.

Son Söz

Mâide suresinin 54. ayetinde anlatılan bu altı özellik, bugün her Müslümanın üzerinde düşünmesi gereken ölçülerdir.

Allah’ın sevgisini kazanmak.

Allah’ı sevmek.

Müminlere karşı merhametli olmak.

İnancında ve şahsiyetinde izzetli olmak.

Allah yolunda mücadele etmek.

Kınayanın kınamasından korkmamak.

İşte istikamet sahibi bir neslin temel özellikleri bunlardır.

Çocuklarımızı da bu ölçülerle yetiştirmeliyiz.

Onlara yalnızca başarılı olmayı değil, iyi insan olmayı da öğretmeliyiz.

Yalnızca kazanmayı değil, paylaşmayı da öğretmeliyiz.

Yalnızca kendi haklarını değil, başkalarının hukukunu da gözetmeyi öğretmeliyiz.

Çünkü bir toplumun geleceğini yalnızca sahip olduğu imkânlar değil, yetiştirdiği nesillerin ahlakı belirler.

Unutmayalım:

Haklı olmak başka, hak üzere kalmak başkadır.

Sırat-ı müstakim üzere kalmak ise Allah’ın emirlerine ve Resûlullah’ın sünnetine bağlı bir hayat yaşamaktır.

Rabbim bizleri ve nesillerimizi sırat-ı müstakim üzere yaşayanlardan eylesin.

Mehmet Akpınar
26 Ekim 2026