ŞAHSİYETLİ DURUŞ
Yumuşak başlı olmak, haksızlığa boyun eğmek değildir.
Mehmet Âkif Ersoy’un şu dizeleri, insanın şahsiyetli duruşunu ne güzel ifade eder:
“Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!”
Yumuşak başlı olmak güzeldir. Merhametli olmak, affetmek, insanlara hoşgörüyle yaklaşmak güzel ahlakın gereğidir. Ancak yumuşak başlılık, haksızlık karşısında susmak, zulme razı olmak, şahsiyetinden ve onurundan taviz vermek değildir.
İnsan bazen söylediği sözlerden pişmanlık duyar. Fakat bazen de söylemesi gereken bir hakikati söyleyemediği için yıllarca vicdan azabı çeker.
Ben bunun bir örneğini bizzat yaşadım.
Yıllar önce bulunduğum bir ortamda, insanları memleketlerine ve kökenlerine göre küçümseyen, ayrımcılık yapan birinin sözlerine şahit oldum. Kendisine gereken cevabı vermek istedim. Ancak bulunduğumuz ortamın şartları, oradaki insanların komşuluk ilişkileri ve yanımdaki arkadaşımın müdahalesi sebebiyle sustum.
Aradan on yılı aşkın zaman geçti. O gün söyleyemediğim söz hâlâ içimde bir ukdedir. O kişinin yanlış davranışını birçok yerde anlattım ama yüzüne karşı hakkı ifade edememiş olmanın rahatsızlığını üzerimden atamadım.
Demek ki insanın vicdanını rahatsız eden yalnızca yaptığı yanlışlar değil, söylemesi gerekirken sustuğu hakikatlerdir.
Hakkı Söylemek Bir Sorumluluktur
Her doğru her yerde söylenmez, deriz. Doğrudur. Sözün zamanı, zemini ve üslubu önemlidir. Ancak öyle anlar vardır ki söylenen bir hak söz, yalnızca bir insanın değil, bir toplumun, hatta tarihin akışını değiştirebilir.
Peygamberler bunun en büyük örnekleridir.
Onlar insanlara merhametle yaklaşmış, fakat haksızlık ve zulüm karşısında hakikati söylemekten vazgeçmemişlerdir. Baskılar, tehditler, sürgünler ve zindanlar onları yollarından döndürememiştir.
Nice İslam âlimi de aynı istikamette yürümüştür. Kimi zaman ayaklarındaki zincirlerin sesi, zulme boyun eğmeyen bir şahsiyetin nişanesi olmuştur.
Merhamet Başka, Zillete Razı Olmak Başkadır
Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz, Peygamber Efendimize hitaben şöyle buyurur:
“Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi.” (Âl-i İmrân, 159)
Bu ayet, insan ilişkilerinde merhametin, nezaketin ve yumuşak başlılığın önemini ortaya koymaktadır.
Fakat aynı Peygamber Efendimiz, gerektiğinde müşriklerin karşısına büyük bir cesaretle çıkmıştır.
Mekke döneminde müşrikler, Resûlullah’a Kâbe çevresinde defalarca eziyet etmişlerdi. Bir defasında etrafını sarıp kendisine saldırdılar. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz kararlı bir şekilde:
“Ey Kureyş topluluğu! Beni dinleyin! Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki ben size boğazlanmayı getirdim.”
anlamındaki sözleri söyledi.
Bu kararlı çıkış karşısında müşrikler şaşkınlığa uğradılar. Az önce saldıranlar, bu defa onu yatıştırmaya çalıştılar.
Merhametli olmak korkaklık değildir. Yumuşak başlı olmak, gerektiğinde kararlı davranmaya engel değildir.
Hz. Ömer’in Şahsiyetli Duruşu
Hz. Ömer’in hicretiyle ilgili nakledilen meşhur bir rivayet vardır.
Müslümanlar Mekke’den Medine’ye hicret ederken Hz. Ömer’in açıkça yola çıktığı ve müşriklere meydan okuyarak şöyle dediği anlatılır:
“Anasını ağlatmak, çocuğunu yetim, karısını dul bırakmak isteyen varsa şu vadinin arkasında karşıma çıksın!”
Rivayete göre hiç kimse onun peşinden gitmeye cesaret edememiştir.
Bu anlatım, Hz. Ömer’in cesaretini ve inandığı değerler uğruna ortaya koyduğu kararlı duruşu ifade eder.
Cesaret kavga aramak değil, gerektiğinde hak bildiğin yoldan dönmemektir.
İzzetli Olmak Müminin Şiarıdır
Rabbimiz Mâide suresinin 54. ayetinde müminleri şöyle tarif eder:
“Müminlere karşı alçak gönüllü, inkârcılara karşı izzetli…”
Ne kadar güzel bir ölçü!
Müminlere karşı merhametli, şefkatli ve alçak gönüllü olacağız. Fakat inancımıza, mukaddesatımıza, şeref ve haysiyetimize yönelik saldırılar karşısında da izzetli duracağız.
Kimseye haksızlık etmeyiz ama haksızlığı da kabullenmeyiz. Kimseyi aşağılamayız ama kendimizi de aşağılatmayız. Kimsenin onurunu çiğnemeyiz ama kendi onurumuzu da çiğnetmeyiz.
Çünkü izzet, başkalarına zulmetmek değil, zulüm karşısında şahsiyetini koruyabilmektir.
Fitneye Karşı İstikamet ve Çalışmak
İnsanları ve toplumları yıpratan fitne ve fesat karşısında yalnızca konuşmak yeterli değildir.
Asıl yapılması gereken, istikamet üzere yaşamak, Allah’a yakınlaşmak, şahsiyetli bir duruş sergilemek ve başarıya odaklanarak çalışmaktır.
Çünkü insan çalıştıkça, ürettikçe, faydalı işler ortaya koydukça fitne ve fesadın etkisinden uzaklaşır. Tembellik ise dedikodunun, çekişmenin ve huzursuzluğun yayılmasına zemin hazırlar.
Fitne ve fesat karşısında en güçlü duruş; istikametimizi korumak, şahsiyetimizden taviz vermemek ve doğru bildiğimiz yolda kararlılıkla çalışmaktır.
Mehmet Akpınar
28 Ekim 2026