SABIR, BEKLEMEK DEĞİLDİR
“Ey iman edenler! Sabır ve namazla yardım isteyin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.”
(Bakara, 2/153)
Sabır zordur. Nefse ağır gelir. Çünkü insan, verdiği emeğin karşılığını hemen görmek; yaptığı iyiliğin hemen anlaşılmasını, doğrunun hemen galip gelmesini ister.
Oysa hayat her zaman böyle işlemez.
Bazen ekersiniz, beklersiniz.
Bazen yürürsünüz, önünüze engeller çıkar.
Bazen doğruyu söylersiniz, yanlış anlaşılır.
Bazen iyilik yaparsınız, karşılığını hemen göremezsiniz.
Bazen de ne olup bittiğini bildiğiniz hâlde acele etmeden doğru zamanı beklemeniz gerekir.
İşte sabır tam burada başlar.
Sabır, hiçbir şey görmemek değildir.
Sabır, gördüğün hâlde istikametini bozmamaktır.
Sabır edilgenlik değildir
Sabır denildiğinde çoğu zaman oturmak, beklemek, şartlara boyun eğmek anlaşılıyor. Hâlbuki Kur’an’ın öğrettiği sabır böyle değildir.
Sabır; sebat etmektir.
Çalışırken sabretmektir.
Doğru bildiğin yolda yürürken sabretmektir.
Engeller karşısında sabretmektir.
Nefsine sabretmektir.
Öfkeye sabretmektir.
Günaha düşmemek için sabretmektir.
Yanlışa sürüklenmemek için sabretmektir.
Belki de en önemlisi, haklı olduğun bir yerde bile yanlış bir hareket yapmamak için sabretmektir.
Çünkü insan bazen yolun tamamında doğru yürür, son birkaç adımda sabırsız davranır ve bütün emeğini zayi eder.
Zafer sadece hızlı yürüyenlerin değildir.
Bazen zafer, sonuna kadar istikametini koruyabilenlerindir.
Sabır aynı zamanda basirettir
Hayatta insanın karşısına çıkan her engel açık ve görünür değildir. Bazen yol uzar, bazen şartlar değişir, bazen de beklemediğimiz güçlüklerle karşılaşırız.
İşte böyle zamanlarda sabır, sadece tahammül etmek değil; olanı doğru okumak ve istikameti kaybetmemektir.
Her gördüğümüze hemen karşılık vermek, her gelişme karşısında hemen karar almak zorunda değiliz. Bazen düşünmek, gözlemlemek, anlamak ve doğru zamanı beklemek gerekir.
Bu da sabrın bir başka yüzüdür: firaset ve basiret.
Bazen susmak, düşünmek içindir.
Bazen beklemek, hazırlanmak içindir.
Bazen yavaşlamak, daha sağlam yürümek içindir.
İnsan önüne çıkan her meseleyle uğraşırsa asıl hedefinden uzaklaşabilir. Önemli olan, dikkati dağıtmadan kendi yolunda yürümeye devam edebilmektir.
Çünkü sabır, insanın yalnızca zorluklara dayanmasını değil; zorluklar içerisinde dahi aklını, sükûnetini ve istikametini korumasını sağlar.
Asıl güç de burada ortaya çıkar:
Her şartta yolunu bilmek, işini yapmak ve hedefinden ayrılmamak.
Zamanı gelene kadar
Her şeyin bir vakti vardır.
Ham meyveyi dalından koparırsanız acıdır. Biraz daha beklerseniz olgunlaşır ve lezzetlenir.
Sabır da böyledir.
Fakat ağacın başında oturup meyvenin olgunlaşmasını seyretmek değildir bizim anladığımız sabır.
Toprağı süreceksiniz.
Tohumu atacaksınız.
Sulayacaksınız.
Bakımını yapacaksınız.
Zararlılardan koruyacaksınız.
Sonra da meyvenin vaktini bekleyeceksiniz.
İşte sabır budur.
Çalışmadan beklemek tembelliktir.
Hazırlanmadan beklemek çaresizliktir.
Korkudan susmak acziyettir.
Ama çalışarak, hazırlanarak, güçlenerek ve istikametten ayrılmadan doğru zamanı beklemek sabırdır.
Sabırsızlık slogan üretir, sabır inşa eder
Sabırsızlık çoğu zaman insanı slogana, gösterişe ve vakti gelmeden kendisini ortaya koymaya sürükler.
Çünkü sabırsızlık görünmek ister. Yaptığını göstermek, yapacağını anlatmak, daha temelini atmadan binasını ilan etmek ister.
Oysa sağlam hareketler gürültüyle değil, boşluk bırakmadan atılan sağlam adımlarla inşa edilir.
Slogan atmak kolaydır; inşa etmek zordur.
Konuşmak kolaydır; devam ettirmek zordur.
Başlamak kolaydır; istikamet üzere sonuna kadar yürümek zordur.
İşte sabır burada da karşımıza çıkar.
Sakin, uyumlu ve kararlı bir şekilde yürümek bazen dışarıdan yavaşlık gibi görünebilir. Oysa yolu, kadroyu ve hedefleri sabırla örüyor; her taşı yerine koyuyor, her boşluğu dolduruyor ve her adımı sağlam atıyorsanız, zamanı geldiğinde ortaya çıkan yapının ayağı yere basar.
Eksik bırakılmamış, temeli sağlam atılmış bir yapı kolay kolay sarsılmaz.
Çünkü gerçek başarı, ne kadar gürültü çıkardığınızla değil; ne kadar sağlam bir yapı kurduğunuzla ölçülür.
Beklerken de çalışmak
Sabır, zamanı boşa geçirmek değildir.
Bir taraftan sabrederken diğer taraftan hazırlanmak gerekir.
Bir taraftan önümüze çıkan güçlükleri aşmaya çalışırken diğer taraftan yolumuzu sağlamlaştırmak gerekir.
Bir taraftan bugünün işini en güzel şekilde yaparken diğer taraftan yarının şartlarına hazırlanmak gerekir.
Çünkü mesele başkalarının ne yaptığıyla meşgul olmak değil, kendi istikametimizde yürümektir.
Enerjimizi engellerle uğraşarak tüketmek yerine işimizi daha iyi yapmaya, eksiklerimizi tamamlamaya ve attığımız her adımı daha sağlam hâle getirmeye çalışmalıyız.
Sabır biraz da budur:
Dikkatini dağıtmadan yoluna devam edebilmek.
Allah sabredenlerle beraberdir
Bakara Suresi’nin 153. ayetindeki müjde çok büyüktür:
“Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.”
Bundan daha büyük bir dayanak olabilir mi?
Fakat bu beraberlik bizi atalete değil, daha büyük bir sorumluluğa çağırır.
Namazını kılacaksın.
Duanı edeceksin.
Tedbirini alacaksın.
İşini en güzel şekilde yapacaksın.
Çalışacaksın.
Hazırlanacaksın.
Yanlışa düşmeyeceksin.
Ve sabredeceksin.
Çünkü sabır, yolun kenarında oturup zaferi beklemek değildir.
Sabır; zafere giden yolu her gün biraz daha inşa ederken, vaktinden önce harekete geçmemektir.
Meyve olgunlaşmadan dalından koparılmaz.
Ama meyve olgunlaşıncaya kadar da bahçe sahipsiz bırakılmaz.
Bizim sabırdan anladığımız budur:
Çalışmak, hazırlanmak, düşünmek, gerektiğinde susmasını bilmek, istikameti korumak ve zamanı geldiğinde gereken adımı atmaktır.
Sabır sessizlik değildir; sebatın sükûnetidir.
Sabır geri durmak değildir; sağlam yürümektir.
Sabır vazgeçmek değildir; acele etmeden inşa etmektir.
Ve nihayet sabır, yalnızca beklemek değil; beklerken hazır olmaktır.
Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.
Mehmet Akpınar
1 Eylül 2026