KENDİ OYUNUNU KENDİN KUR

Bazen bir filmde duyduğunuz tek bir cümle, yıllardır zihninizde dolaşan düşünceleri bir anda harekete geçirir.

Bu akşam izlediğim Cehennemde filminde geçen bir söz beni yeniden düşündürdü:

Onların oyununu oynama. Kendi oyununu kendin kur.

Çünkü başkasının kurduğu oyunda oynuyorsanız, kuralları da başkası koymuştur. Kimin kazanacağına, kimin kaybedeceğine, kimin yükseleceğine, kimin kenarda bırakılacağına çoğu zaman siz karar veremezsiniz.

Hayatın birçok alanında ne yazık ki böyle bir düzen kurulmuş durumda.

Menfaat çevreleri birbirlerini koruyor. Güç sahipleri birbirlerini kolluyor. Oyunun yazılı olmayan kurallarına uyanlar yükseliyor; itiraz edenler, doğru bildiğini söyleyenler veya paylaşılan menfaat düzenine dâhil olmayanlar ise çoğu zaman dışarıda bırakılıyor.

İşte mesele tam burada başlıyor:

Başkalarının kurduğu oyunda iyi bir oyuncu olmak mı, yoksa adaletli bir oyunun kurucusu olmak mı?

Kendi insanını yetiştirmek

Yaşar Kaplan’ın düşünce dünyasında dikkatimi çeken önemli vurgulardan biri de budur:

Hazır düzenlerin ortaya çıkardığı insanlarla büyük hedeflere yürümek kolay değildir. Kendi insanını kendin yetiştireceksin.

Çünkü insan yetiştirmeden düzen değişmez.

Bir insanı makam sahibi yapabilirsiniz ama şahsiyet sahibi yapamazsınız.

Para verebilirsiniz ama sadakat satın alamazsınız.

Yetki verebilirsiniz ama adalet duygusu veremezsiniz.

Kalabalık oluşturabilirsiniz ama dava şuuru oluşturamazsınız.

Bunların hepsi emek ister.

İnsan yetiştirmek ister.

Sabır ister.

Fedakârlık ister.

Onun için büyük yürüyüşler hazır insanlarla değil, yolda yetişen insanlarla yapılır.

Örümcek ağına dönüşen kanun

Öğrencilik yıllarımda bir hocamız anlatmıştı. Üniversitede kendisine:

“Kanun nedir?” diye sormuşlar.

O da meşhur bir sözü naklederek şöyle cevap vermiş:

“Kanunlar, büyük sineklerin delip geçtiği, küçük sineklerin takılıp kaldığı örümcek ağlarına benzer.”

Bu söz farklı kaynaklarda Solon’dan Balzac’a kadar değişik isimlere nispet edilmektedir. Fakat kime ait olduğundan daha önemli olan, anlattığı tehlikedir: Hukuk güçlü karşısında eğiliyor, zayıf karşısında bütün sertliğiyle uygulanıyorsa orada kanun vardır ama adalet yoktur. (1000Kitap)

Asıl mesele de budur.

Kanunların güzel yazılması yetmez.

Anayasaların mükemmel olması yetmez.

Kurumların tabelalarının bulunması yetmez.

Çünkü sonunda bütün sistem gelip insana dayanır.

Adil olmayan insanın elindeki en güzel kanun bile zulmün aracına dönüşebilir.

Vicdanı olmayan insanın elindeki yetki tehlikelidir.

Allah korkusu olmayan insanın elindeki güç ise daha büyük bir imtihandır.

Güçlünün değil, hakkın üstünlüğü

Bugün dünyanın birçok yerinde güç daha fazla güç üretiyor.

Parası olan daha kolay para kazanıyor.

Çevresi olan daha kolay yol buluyor.

Gücü olan kuralları aşabiliyor.

Fakir ise daha da aşağıya itiliyor.

İşini bilen değil, bazen “işini ayarlayan”; hak eden değil, bazen doğru çevreye yaklaşan kazanıyor.

Böyle bir düzen insanı da bozuyor.

Çünkü insanlar zamanla şunu öğreniyor:

“Doğru olmak yetmiyor, güçlü olmak gerekiyor.”

İşte bizim itirazımız tam buradadır.

Güçlü olan haklı değildir. Haklı olan güçlü kılınmalıdır.

Bizim medeniyet anlayışımızın temeli budur.

İnsan düzelmeden dünya düzelmez

Orman yangınlarından çevre felaketlerine, savaşlardan yolsuzluklara kadar dönüp dolaşıp karşımıza aynı gerçek çıkıyor:

İnsan faktörü.

İnsanı düzeltmeden sistemi düzeltemezsiniz.

Sistemi değiştirirsiniz, bozuk insan yeni sistemin açıklarını bulur.

Kanunu değiştirirsiniz, bozuk insan kanunun etrafından dolaşır.

Yöneticiyi değiştirirsiniz, zihniyeti değiştirmediyseniz bir müddet sonra aynı yanlışlar yeniden ortaya çıkar.

Öyleyse asıl yatırım insana yapılmalıdır.

İşte “kendi adamını kendin yetiştir” sözünden benim anladığım budur.

Körü körüne sana bağlı insanlar yetiştirmek değil.

Tam tersine;

Hakka bağlı insanlar yetiştirmek.

Sana değil, doğruya sadakat gösteren insanlar…

Yanlış yaptığında seni alkışlayan değil, seni uyaran insanlar…

Menfaat bittiğinde giden değil, hakikat uğruna bedel ödemeyi göze alan insanlar…

Önce kalpteki putları yıkmak

Fakat bunun daha derin bir tarafı vardır.

İnsan önce kendi içindeki kulluklardan kurtulmalıdır.

Paranın kulu olan insan, para bittiğinde seni terk eder.

Makamın kulu olan, makam gidince gider.

Kalabalığın kulu olan, kalabalık başka tarafa dönünce yön değiştirir.

Nefsinin kulu olan, menfaatiyle hakikat karşı karşıya geldiğinde nefsini tercih eder.

Şöhretin, paranın, makamın, alkışın ve gücün esiri olmuş insanlarla uzun yol yürünmez.

İşte tevhid burada yalnızca söylenen bir kelime olmaktan çıkar ve hayatın merkezine yerleşir.

Allah’tan başka hiçbir gücün önünde kulluk etmeme iradesidir tevhid.

Kalbinde bunu gerçekleştiremeyen insanın dışarıdaki esaretlerden tamamen kurtulması da kolay değildir.

Bu sebeple insan yetiştirmenin başlangıç noktası kalptir.

Kalabalık değil, inanmış insan

Büyük işler her zaman büyük kalabalıklarla başlamaz.

Bazen birkaç insan çıkar.

İnanır.

Çalışır.

Fedakârlık yapar.

Kapı kapı dolaşır.

İnsanlara tek tek ulaşır.

Bir kişiyi kazanır, sonra bir kişiyi daha…

Çünkü hakikatin en büyük gücü samimiyettir.

Doğru sözün önüne geçici engeller konulabilir ama doğruyu sonsuza kadar hapsetmek mümkün değildir.

Yeter ki onu taşıyacak insanlar yetişsin.

Yeter ki menfaat için değil, iyilik için yürüsünler.

Yeter ki “Ben ne kazanacağım?” diye değil, “Biz neyi düzelteceğiz?” diye sorsunlar.

Kendi oyununu kurmak

Öyleyse kendi oyunumuzu kuracağız.

Ama bizim oyunumuzun kuralını menfaat belirlemeyecek.

Adam kayırma belirlemeyecek.

Para belirlemeyecek.

Makam belirlemeyecek.

Güç belirlemeyecek.

Hakkı üstün tutacağız.

Adaleti üstün tutacağız.

Ahlakı üstün tutacağız.

Liyakati üstün tutacağız.

Ve bunun için önce insan yetiştireceğiz.

Hazır düzenlerin bize sunduğu insanlarla yetinmeyeceğiz.

Kendimizi de yeniden yetiştireceğiz, yol arkadaşlarımızı da.

Çünkü yeni bir dünya kurmak isteyenler önce yeni bir insan yetiştirmek zorundadır.

Başkalarının oyununda figüran olmak yerine kendi yürüyüşümüzün öznesi olacağız.

Kuralları güçlünün değil hakkın belirlediği;

zenginin fakiri ezmediği;

makam sahibinin vatandaştan üstün görülmediği;

kanunun büyük sineklerin delip geçtiği bir örümcek ağına dönüşmediği bir düzen için…

Önce kendimizi kuracağız.

Sonra insanımızı yetiştireceğiz.

Sonra yolumuzu açacağız.

Çünkü mesele sadece oyunu kazanmak değildir.

Asıl mesele, kazanırken adaleti kaybetmemektir.

Mehmet Akpınar
27 Ağustos 2026