İNSANLIK ALPERENLERİ BEKLİYOR
Dünya yeniden sözüyle yaşantısı bir olan insanları arıyor. İnsanlar artık yalnızca güzel konuşanları değil; güzel yaşayanları görmek istiyor.
Bir zamanlar Anadolu’nun ve Balkanların gönüllerini fetheden alperenler, Sarı Saltuklar gibi… Onlar yalnızca bir düşünceyi anlatmadılar; onu yaşadılar. Hastayı ziyaret ettiler, yoksulla mallarını paylaştılar, köylünün hasadına yetiştiler, komşusunun derdiyle dertlendiler. Ticaretlerinde dürüst, yolculuklarında güvenilir, komşuluklarında merhametli oldular.
Önce gönülleri fethettiler.
Bugünün dünyasının da böyle insanlara ihtiyacı var.
Çünkü çok sarsıldık, çok dağıldık. Dini zaman zaman şekle hapsettik. Cemaatlerimizi, derneklerimizi, vakıflarımızı, partilerimizi ve teşkilatlarımızı amaç hâline getirdik. Hâlbuki bunların tamamı ancak iyiliğe, adalete ve hakka hizmet ettikleri ölçüde birer vasıtadır.
Kur’an’ın çağrısı ise açıktır:
“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın; ayrılığa düşmeyin.”
(Âl-i İmrân, 103)
Demek ki asıl olan isimlerimiz, tabelalarımız ve mensubiyetlerimiz değil; istikametimizdir.
Bir Müslüman kendi cemaatini, teşkilatını, partisini veya liderini hakikatin ölçüsü hâline getiremez. Ölçü insanlar değildir. Ölçü Kur’an, sünnet ve bunların hayata yansıyan ahlakıdır.
Hz. Ömer’e nispet edilen meşhur rivayette bunun çok güzel bir ölçüsü vardır. Bir kimse başka birinin iyi ve güvenilir olduğunu söyleyince ona şu anlamda sorular yöneltilir:
Onunla komşuluk yaptın mı?
Alışveriş ve ticaret yaptın mı?
Yolculuk yaptın mı?
Çünkü insanın gerçek ahlakı yalnızca ibadet anında değil, hayatın içinde ortaya çıkar.
Para ortaya çıktığında dürüst müsün?
Menfaatinle adalet karşı karşıya geldiğinde hangisini tercih ediyorsun?
Komşun sana muhtaç olduğunda yanında mısın?
Birlikte yolculuğa çıktığınızda arkadaşının yükünü mü hafifletiyorsun, yoksa ona yük mü oluyorsun?
İşte insan burada belli olur.
Nitekim Peygamber Efendimiz de Allah’ın insanların suretlerine ve mallarına değil, kalplerine ve amellerine baktığını bildirir.
Öyleyse yeniden şekilden öze, sözden amele, gösterişten ahlaka dönmek gerekiyor.
Müslüman feraset sahibi olmalıdır. Vicdan sahibi olmalıdır. Adaletli olmalıdır. Evrensel bir dil kullanmalıdır. Çünkü Kur’an’ın mesajı bir mahallenin, bir cemaatin, bir partinin veya bir milletin sınırlarına hapsedilemeyecek kadar büyüktür.
Allah’ın yeryüzüne koyduğu kanunlarda da kayırmacılık yoktur. Kim doğru çalışırsa, kim ilmin, emeğin, disiplinin ve adaletin gereklerini yerine getirirse karşılığını görür. Sadece bir gruba mensup olmak hiç kimseye başarı garantisi vermez.
Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey yeni tabelalar değil, yeni insanlar yetiştirmektir.
Sözleriyle değil yaşantılarıyla konuşan…
Ticaretinde güven veren…
Komşusunun derdine koşan…
Hastayı ziyaret eden…
Malından paylaşan…
Köylünün hasadına el veren…
Makam bulduğunda değişmeyen…
Kendisinden olmayana da adaletle davranan insanlar…
İşte yeni dünyanın gönül fatihleri bunlardır.
İnsanlık yeniden alperenlerini bekliyor.
Belki de yapılması gereken, çok uzaklarda yeni yollar aramak değildir.
Sarı Saltukların yaptığı gibi önce insanı bulmak, sonra gönlüne dokunmak ve en sonunda yaşantımızla “İşte bizim inandığımız din budur” diyebilmektir.
Çünkü bazı çağlar sözle değil, örnek insanlarla yeniden kurulur.
Mehmet Akpınar
30 Ağustos 2026