HAREKETTE BEREKET VARDIR

Hayat harekettir.

Kâinata baktığımızda bunu her yerde görürüz. Dünya döner, mevsimler değişir, nehirler akar, tohum toprağı yarar, güneş her sabah yeniden doğar.

Hayatın olduğu yerde hareket vardır.

Su aktığı müddetçe temiz ve canlıdır. Durgunlaştığında ise zamanla bulanır, bayatlar. İnsan da böyledir, toplum da, kurumlar da…

Atalarımız boşuna “İşleyen demir ışıldar” dememiştir.

Çalışan insan gelişir. Üreten insan öğrenir. Yürüyen insan yeni yollar keşfeder. Bir hedefin peşinde koşan toplum ise kendi geleceğini inşa eder.

Bu sebeple mesele yalnızca hareket etmek değil, istikamet üzere hareket etmektir.

Doğru niyetle, doğru hedefe, durmadan yürümek…

Kur’an-ı Kerim’in ortaya koyduğu ölçü ne kadar açıktır:

“Bir işi bitirince diğerine koyul. Ve yalnız Rabbine yönel.”
(İnşirah, 7-8)

Bir işi bitirince boşluğa düşme.

Bir hayrı tamamladıysan başka bir hayra yönel. Bir yarayı sardıysan diğer yaraya koş. Bir insana ulaştıysan başka bir gönlün kapısını çal. Bir eser ortaya koyduysan yenisinin hazırlığına başla.

Çünkü hayat boşluk kabul etmez.

Boşluk değil, hareket

Toplumların hayatında da böyledir.

Ortak hedeflerin, çalışmaların ve gayretin güçlü olduğu dönemlerde insanlar enerjilerini üretmeye yöneltirler. Hareket zayıfladığında ise küçük meseleler büyümeye, faydasız tartışmalar çoğalmaya başlar.

İfk hadisesinde de üzerinde düşünülmesi gereken derslerden biri budur. Hz. Âişe validemize yönelik ağır iftiranın meydana getirdiği sıkıntılı ortamda Resûlullah’ın toplumu sürekli hareket ve vazife içerisinde tutması, fitnenin yayılabileceği boşluğu daraltan önemli bir yönetim hikmetidir.

Çünkü hareket insanı diri tutar.

Durgunlukta bayatlık, harekette bereket vardır.

Fakat hareket yalnızca bedenen koşturmak değildir.

Bazen düşünmek harekettir.
Bazen öğrenmek…
Bazen üretmek…
Bazen bir insanın derdini dinlemek…
Bazen bir taşı yerinden kaldırmak…
Bazen de kimsenin görmediği yerde geleceğin temelini atmaktır.

Asıl olan faydalı bir işin içerisinde bulunmaktır.

Gözyaşından önce alın teri

İnsan çoğu zaman neticeler ortaya çıktıktan sonra harekete geçiyor.

Bir sıkıntı yaşanınca üzülüyoruz. Bir kayıp meydana gelince ağlıyoruz. Bir şehir geri kalınca yakınıyoruz. Bir genç yanlış yola düşünce hayıflanıyoruz.

Oysa medeniyet, hadiseler meydana geldikten sonra üzülmekten önce, onların meydana gelmemesi için ter dökebilme iradesidir.

Gözyaşı merhametin göstergesidir.

Alın teri ise sorumluluğun.

Bir bina yıkılmadan önce sağlam yapmak için ter dökmek gerekir.

Bir şehir geri kalmadan önce çalışmak gerekir.

Bir genç kaybolmadan önce elinden tutmak gerekir.

Bir aile dağılmadan önce birbirimize zaman ayırmak gerekir.

Bir toplumda kötülük yayılmadan önce iyiliği çoğaltmak gerekir.

İşte gerçek hareket budur.

Sadece meydana gelen hadiselerin ardından konuşmak değil, hadiseler meydana gelmeden önce sorumluluk almaktır.

Yürüyen insan öğrenir

Hareket insanı da yetiştirir.

Yola çıktıkça yeni insanlar tanırız. Sahaya indikçe bilmediklerimizi öğreniriz. Çalıştıkça eksiklerimizi görürüz. Düştükçe kalkmayı, yoruldukça sabretmeyi öğreniriz.

Masa başında çözülemeyen birçok mesele, insanların arasına girildiğinde anlaşılır.

Çünkü hayat kitaplardan öğrenildiği kadar yürüyerek de öğrenilir.

Duran insan dünyayı bulunduğu yerden seyreder.

Yürüyen insan ise hayatın içine girer.

Bu yüzden büyük işler bir anda ortaya çıkmaz.

Bir adım…

Ardından bir adım daha…

Bir insan…

Ardından başka bir insan…

Bir hizmet…

Ardından yeni bir hizmet…

Bazen küçücük bir hareket, yıllar sonra büyük bir değişimin başlangıcı olur.

Tohum da böyledir.

Toprağın altında sessizce hareket eder. Önce kök salar, sonra toprağı yarar, ardından filiz verir. Gün gelir küçücük bir tohum, altında insanların gölgelendiği büyük bir ağaca dönüşür.

İnsan emeği de böyledir.

Bugün atılan samimi bir adımın yarın nerede karşılık bulacağını bilemeyiz.

Bizim vazifemiz neticeyi hesap ederek yerimizde beklemek değil; doğru olduğuna inandığımız istikamette çalışmak, üretmek ve yürümektir.

Çünkü başarıdan önce gayret vardır.

Eserden önce emek vardır.

Hasattan önce tohum vardır.

Ve gözyaşından önce alın teri olmalıdır.

Su akar, temizlenir.
Demir işler, parlar.
Tohum hareket eder, filizlenir.
İnsan çalışır, olgunlaşır.
Toplum üretir, ayağa kalkar.

Öyleyse boşluğa değil işe, atalete değil gayrete, durgunluğa değil harekete talip olalım.

Bir işi bitirince diğerine koyulalım.

Yeni bir güne, yeni bir işe, yeni bir insana, yeni bir iyiliğe doğru yürüyelim.

Çünkü harekette bereket vardır.

Mehmet Akpınar
30 Ağustos 2026