MAKAMIN AYNASI

İnsanın gerçek ölçüsü, sadece yokluk zamanında belli olmaz…

Bazen asıl imtihan, imkân kapısı açıldığında başlar…

Dün davası için koşan bir insanın, bugün makamın gölgesinde değişmesi acı bir hakikattir…

Dün “hizmet” diyenin, bugün “itibar” araması… Dün “emanet” diyenin, bugün yetkiyi şahsileştirmesi… Dün herkesin yanında olanın, bugün yanına varılmaz hale gelmesi; sadece kişisel bir zayıflık değil, ciddi bir ahlak problemidir…

Bazen halk arasında söylenen o sert ifade tam da buraya denk düşer:“Alî kıran baş kesen” tavırlar…

Yani insan, eline küçük bir yetki geçtiğinde bile sertleşiyor…Sözünün tonu değişiyor…Bakışı değişiyor…Kapısı değişiyor…Hatta bazen gönlü değişiyor…

Fakat burada bir parantez açmak gerekir…Elbette istisnalar vardır… Makam sahibi olup ahlakını koruyan, tevazusunu kaybetmeyen, gücü bir emanet gibi taşıyan güzel insanlar da vardır… Bu sözümüz onlara değil…

Fakat ne yazık ki toplumun genelinde gözlenen tablo, insanın güç karşısında değişmeye daha meyilli olduğunu gösteriyor…

Ve mesele sadece belli çevrelerin meselesi de değildir…

Bu durum siyasette de vardır…

Bürokrasi içinde de vardır…

Ticarette de vardır…

Sivil toplumda da vardır…

Hatta bazen aile içinde bile görülür…

Küçük bir imkân, küçük bir yetki, küçük bir güç alanı… Ve bir anda değişen tavırlar…

İnsan bazen şu soruyu sormadan edemiyor:İnsan mı değişiyor, yoksa makam mı insanın içindekini görünür hale getiriyor?

Çünkü mesele sadece bir kişinin değişmesi değildir… Asıl mesele, aynı hayal kırıklığının tekrar tekrar yaşanmasıdır…

Bir yere bir insan getirirsiniz… Güvenirsiniz… “Bu emaneti taşır” dersiniz… Sonra zaman geçer, beklenti başka, sonuç başka olur…

Bir başkası gelir…“Bu daha iyi olur” dersiniz…Ondan da beklenen çıkmaz…

İşte tam burada insan şunu anlıyor:İsimler değişiyor ama sonuç değişmiyorsa, mesele kişilerden daha derindedir…

Belki de asıl problem, insan yetiştirme meselesidir…

Çünkü zihni doğru bilgiyle inşa edilmemiş, kalbi hakikatle yoğrulmamış, nefsi terbiye edilmemiş insanın eline makam verildiğinde; o makam hizmet kapısı olmaktan çıkar, imtihan alanına dönüşür…

Bir cemaat, bir kurum, bir hareket veya bir devlet; sadece kalabalıkla güçlenmez…Sadece aidiyet cümleleriyle büyümez…Sadece unvanlarla ayakta kalmaz…

Onu ayakta tutacak olan; ahlaklı, ölçülü, adil, vakur ve emaneti taşıyabilecek insanlardır…

Bu yüzden eskilerin önemli bir tespiti vardır:“Kendi adamını kendin yetiştireceksin…”

Çünkü başka düzenlerin bir araya getirdiği kuru kalabalıklarla uzun yol yürünmez… İnsan sayısı çok olabilir ama karakter azsa, sadakat slogan düzeyinde kalırsa, hedef büyüse bile yürüyüş kısa sürer…

Merhum Yaşar Kaplan’ın sözü burada ne kadar da düşündürücüdür:“Başkalarının gelişigüzel oluşturduğu kuru kalabalıklarla yola gidilmez.”

Demek ki mesele sayı değil, niteliktir…Kalabalık değil, karakterdir…Yakınlık değil, istikamettir…

Dava adamlığı, makam gelmeden önce söylenen sözlerde değil; makam geldikten sonra korunan ahlakta belli olur…

Çünkü bir davayı büyüten, makam sahibi insanların çokluğu değil; makam karşısında değişmeyen insanların varlığıdır…

Mehmet Akpınar
28 Mayıs 2026