AYNI ATEŞİN ETRAFINDA 19 YIL
Sersem Yaylası…
Yüksek dağların serinliği, çam kokusunun ferahlığı ve yıldızlarla süslenmiş bir gökyüzü…
Hava 15 derece… Ateşimiz yanıyor. Herkes montuna sarınmış. Kimi çayını yudumluyor, kimi sessizce korlaşan ateşi seyrediyor.
Bu yıl Fikir Atölyesi Düşünce Derneği olarak geleneksel kampımızın 19’uncusunu gerçekleştiriyoruz.
İki gece, üç gün…
Dışarıdan bakanlar için sıradan bir yayla kampı gibi görünebilir. Oysa bizim için burası; fikirlerin olgunlaştığı, dostlukların güçlendiği, gönüllerin dinlendiği ve şehre dair hayallerin yeniden yeşerdiği bir mekteptir.
Bu geleneğin temelinde yıllar önce atılan samimi bir niyet vardır…
Bugün ateşimizin etrafında birbirinden farklı mesleklerden dostlarımız bulunuyor. Doktorumuz var; insan bedenine şifa olmak için emek veriyor. Doğal gaz sektöründe yöneticilik yapan dostumuz Mustafa Yılmaz var; şehrin enerjisine katkı sunuyor. Muhtarımız var, gazetecilikten gelen arkadaşımız var, otel işletmecisi dostumuz var… Her biri farklı alanlarda tecrübe sahibi.
Ama burada hiçbir makamın, hiçbir unvanın önemi kalmıyor. Ateşin başında hepimiz sadece birer dost oluyoruz.
Yıllardır hazırlanan raporların, kaleme alınan bültenlerin ve geliştirilen projelerin önemli bir kısmı işte bu yaylada doğdu. Şehre dair,hayata geçirilen birçok çalışmanın ilk cümlesi, ilk fikri ve ilk heyecanı bu ateşin etrafında filizlendi.
Bazen insan yürüyebilmek için durmayı öğrenmelidir…
Yayla bize bunu hatırlatıyor.
Çünkü sürekli koşan bir beden nasıl yorulursa, sürekli çalışan bir zihin de dinlenmeye ihtiyaç duyar.
Doğa insana sadece oksijen vermez; aynı zamanda hikmet öğretir. Sessizlik bazen en güzel konuşmadır. Dağlar sabrı, akan su tevazuyu, gökyüzü ise umudu hatırlatır.
Biz de her yıl buradan yenilenmiş bir ruh, tazelenmiş bir gönül ve yeni fikirlerle şehrimize dönüyoruz.
Elbette her kampın unutulmayan kahramanları da vardır.
Mesela Yörük Ali Aydın…
Sabahın ilk ışıklarıyla bütün kampı uyandırmayı kendisine vazife edinmiştir. Artık on dokuz yıllık tecrübeyle biz de alıştık, o da alıştı. Kampın değişmeyen sesi hâline geldi.
Bir de Abdullah vardır…
Kampın en tez canlı isimlerinden biri…
Bir gün arkadaşlar kendi aralarında şakalaşmaya başlıyor:
“Ben bir su aldım, ortak hesaba yazın…”
“Ben bir meyve suyu içtim, onu da yazın…”
Şakalaşmalar uzayınca Abdullah bir süre sabrediyor. Sonunda dayanamayıp meşhur cümlesini söylüyor:
“İyi o zaman, benim dolmaları da hesaplayın!”
Herkes gülmeye başlıyor.
“Kaç tane?”
“Altmış iki tane…”
“Elli kuruştan hesaplayın!”
Ateşin etrafını kahkahalar sarıyor. O gün yaşanan bu tatlı hatıra, aradan yıllar geçmesine rağmen her kampta yeniden anlatılıyor.
İşte dostluk biraz da budur… Aynı hatıraya yıllar sonra bile aynı içtenlikle gülebilmektir.
Belki beş yıldızlı bir otelde daha konforlu kalabiliriz.
Ama hiçbir otelin duvarları bu yaylanın gökyüzünü veremez.
Hiçbir restoranın masası ateş başındaki samimiyetin yerini tutamaz.
Hiçbir tatil programı, birlikte edilen istişarenin ve paylaşılan muhabbetin verdiği huzuru sunamaz.
Biz inanıyoruz ki şehirler sadece betonla değil, fikirle inşa edilir.
Fikir ise çoğu zaman gürültüde değil, bir yaylanın sessizliğinde doğar.
On dokuz yıldır aynı ateş yanıyor…
Odunlar değişiyor…
Çaylar tazeleniyor…
Saçlara aklar düşüyor…
Fakat değişmeyen üç şey var:
Samimiyet…
Kardeşlik…
Ve ortak bir ideal uğruna bir araya gelebilme iradesi…
Rabbimizden niyazımız odur ki; bu dostluk halkası, bu istişare geleneği ve bu güzel niyet uzun yıllar devam etsin. Burada filizlenen her güzel düşünce de şehrimize, milletimize ve ülkemize hayırlı hizmetler olarak yansısın…
Selam ve dua ile…
Mehmet Akpınar
03 Temmuz 2026