BİR KİŞİYE DOKUZ PUL…

BİR KİŞİYE DOKUZ PUL…

Necip Fazıl Kısakürek’in yıllar önce kaleme aldığı şu mısralar, bugün yaşadığımız birçok sorunu anlatmaya yetiyor:

“Bir kişiye dokuz pul,
Dokuz kişiye bir pul;
Kurt yapmaz bu taksimi,
Kuzulara şah olsa…”

Bugün dünyanın büyük bölümünde hâkim olan anlayış, maalesef çoğunluğun değil, güçlü olanın menfaatini önceleyen bir anlayıştır.

Ekonomide böyledir…

Eğitimde böyledir…

Şehirleşmede böyledir…

İmar planlarında böyledir…

Yatırımlarda böyledir…

Kararlar çoğu zaman milletin tamamının faydasına göre değil, belirli çevrelerin beklentilerine göre şekillenmektedir.

İşte Kahramanmaraş’ın yıllardır çözülemeyen birçok meselesinin temelinde de bu anlayış yatmaktadır.

Bugün Doğu Gelişim İmar Planı’nın yaşadığı süreç bunun en somut örneklerinden biridir.

Yaklaşık yirmi milyon metrekarelik bir alandan bahsediyoruz.

Deprem yaşamış bir şehirden bahsediyoruz.

Güvenli konut ihtiyacından bahsediyoruz.

Şehrin kontrollü büyümesinden bahsediyoruz.

Gelecek nesillerin yaşayacağı Kahramanmaraş’tan bahsediyoruz.

Ancak bütün bunlar konuşulacağına, bazı çevrelerin rahatsız olup olmayacağı konuşuluyor.

Oysa şehirler birkaç kişinin beklentilerine göre değil, yüz binlerce insanın geleceğine göre planlanır.

Bizim mücadelemiz de tam olarak bunun içindir.

Mesele birkaç kat fazla yapmak meselesi değildir.

Mesele şehrin geleceğini doğru planlayabilmektir.

Mesele deprem yaşamış bir şehirde güvenli ve planlı yaşam alanları oluşturabilmektir.

Mesele vatandaşın konut ihtiyacını karşılayabilmektir.

Mesele çocuklarımıza daha yaşanabilir bir şehir bırakabilmektir.

Bugün Kahramanmaraş’ın karşı karşıya olduğu en büyük tehlikelerden biri de kaçak ve plansız yapılaşmadır.

Depremden sonra şehrin birçok bölgesinde tarlaların içerisine evler yapılmıştır.

Villalar yapılmıştır.

Kontrolsüz yerleşimler oluşmuştur.

Her geçen gün yeni yapılar yükselmektedir.

Peki insanlar neden bunu yapıyor?

Çünkü şehir büyüyor.

Çünkü nüfus artıyor.

Çünkü insanlar çocuklarına bir gelecek hazırlamak istiyor.

Çünkü konut ihtiyacı her geçen gün artıyor.

Ama ihtiyaç duyulan imar planları yıllarca gecikiyor.

Yeni yaşam alanları oluşturulamıyor.

Şehir kontrollü şekilde büyütülemiyor.

Sonuç olarak da kaçak yapılaşma büyüyor.

Aslında yıllar önce yapılması gereken planlar zamanında uygulansaydı bugün bu kadar büyük bir kaçak yapılaşma sorunu ile karşı karşıya kalınmayacaktık.

Bugün geldiğimiz noktada ise devlet ile vatandaşın karşı karşıya gelme riski ortaya çıkmıştır.

Çünkü vatandaş elektrik bağlatmış.

Su bağlatmış.

Emlak vergisini yatırmış.

Yıllardır o evde yaşamaktadır.

Şimdi yılların ihmali sonucunda ortaya çıkan bu sorunun bedelini sadece vatandaşın omuzlarına yüklemek de adalet duygusunu zedeleyecektir.

İşte bizim feryadımız budur.

Biz kaçak yapılaşmayı savunmuyoruz.

Tam tersine, kaçak yapılaşmanın önüne geçmenin tek yolunun planlı şehirleşme olduğunu söylüyoruz.

İnsanlara meşru ve sağlıklı alternatifler sunulursa, yeni yaşam alanları oluşturulursa, imar planları zamanında uygulanırsa, kaçak yapılaşma da doğal olarak azalacaktır.

Doğu Gelişim İmar Planı’nın gecikmesinin en büyük zararlarından biri de budur.

Her geçen gün sorun büyümekte, çözüm zorlaşmaktadır.

Aynı durum yıllardır bekleyen Çağlayancerit yolu için de geçerlidir.

Aynı durum Zeytun Kaplıcaları yolu için de geçerlidir.

Yıllardır söz verilmektedir.

Yıllardır beklenmektedir.

Ancak bir türlü gereken adımlar atılmamaktadır.

Kırsal mahalleler beklemektedir.

Vatandaş beklemektedir.

Şehir beklemektedir.

Ama zaman geçtikçe sorunlar daha da büyümektedir.

Yıllar önce Kahramanmaraş’a gelen bir müfettişin yaptığı bir tespit dikkatimi çekmişti.

Şehrin kaderini etkileyen kararların bazen geniş istişarelerle değil, etkili çevrelerin görüşleri doğrultusunda şekillendiğini söylemişti.

Aradan yıllar geçti.

Bugün dönüp baktığımızda şunu görüyoruz:

Şehrin geleceğini ilgilendiren büyük meselelerde daha fazla ortak akla ihtiyaç vardır.

Daha fazla istişareye ihtiyaç vardır.

Mimarların görüşüne ihtiyaç vardır.

Mühendislerin görüşüne ihtiyaç vardır.

Şehir plancılarının görüşüne ihtiyaç vardır.

Akademisyenlerin görüşüne ihtiyaç vardır.

Sivil toplumun görüşüne ihtiyaç vardır.

Ve en önemlisi milletin sesine ihtiyaç vardır.

Çünkü şehir birkaç kişinin değil, hepimizin ortak evidir.

Bizim meselemiz zenginlikle değildir.

Bizim meselemiz yatırımcıyla değildir.

Üreten, istihdam sağlayan, taş üstüne taş koyan herkes başımızın tacıdır.

Bizim itirazımız; şehirle ilgili kararların birkaç kişinin menfaatine göre değil, toplumun tamamının menfaatine göre alınması gerektiğinedir.

Çünkü depremde hayatını kaybedenler imar planlarını hazırlayanlar olmadı.

Çarpık şehirleşmenin bedelini ödeyenler karar vericiler olmadı.

Bedeli yine vatandaş ödedi.

Bedeli yine gariban ödedi.

Onun için artık aynı hataların tekrar edilmesine izin veremeyiz.

Necip Fazıl’ın bir başka ikazıyla bitirelim:

“Bülbüllere emir var lisan öğren vak vaktan,
Bahset tarih, balığın tırmandığı kavaktan.”

Bazen yanlışlar doğru gibi anlatılır.

Bazen doğrular engellenmeye çalışılır.

Fakat hakikat değişmez.

Kahramanmaraş’ın daha fazla beklemeye tahammülü yoktur.

Doğu Gelişim İmar Planı gecikmemelidir.

Kaçak yapılaşmanın önüne geçilmelidir.

Şehrin yeni gelişim alanları açılmalıdır.

Kırsal bölgelerin ulaşım sorunları çözülmelidir.

Yatırımlar ertelenmemelidir.

Çünkü mesele sadece bir imar planı meselesi değildir.

Mesele Kahramanmaraş’ın geleceğidir.

Mesele çocuklarımızın yaşayacağı şehrin nasıl şekilleneceğidir.

Mesele birkaç kişinin değil, yüz binlerce insanın hakkı ve hukukudur.

Ve biz diyoruz ki;

Bir kişiye dokuz pul,

Dokuz kişiye bir pul düşen bir düzen adil değildir.

Adalet; çoğunluğun hakkını korumaktır.

Şehircilik; geleceği planlamaktır.

Yöneticilik ise birkaç kişinin değil, bütün milletin emanetine sahip çıkmaktır…

Mehmet Akpınar

21 Haziran 2026