ZİHNİYET ÖLMEZ

“Ebu Cehil öldü” diyorlar… Hayır, Ebu Cehil ölmedi; zihniyeti çağlar dolaşıyor…

Merhum Yaşar Kaplan’ın yıllar önce yaptığı şu tespit, bugün de bütün canlılığıyla önümüzde durmaktadır: “Fikirde tükenenler, şiddette varlık gösterirler.” Çünkü hakikatin karşısına fikirle çıkamayanlar yalana sarılır; delille mücadele edemeyenler iftiraya başvurur; ahlâkla yarışamayanlar ise şantajı, kumpası ve algıyı yöntem edinir. Mücadelemiz şahıslarla değil, işte bu zihniyetledir.

Necip Fazıl’ın mücadele hayatı da bize aynı hakikati öğretir. O, fikirle savaşılması gereken yerde iftiraya sığınanların, kalemle konuşması gereken yerde karalamayı tercih edenlerin aslında kendi acziyetlerini ortaya koyduklarını söyler. Çünkü hakikat, korkunun değil cesaretin; yalanın değil şahsiyetin omuzlarında yükselir.

Tarih bize şunu öğretmiştir: Kötülük çoğu zaman isim değiştirir; fakat yöntemini değiştirmez. Şahıslar gider, zihniyetler kalır. Hakikatin karşısına fikirle çıkamayanlar, her çağda aynı silahlara sarılmıştır: Yalan, iftira, fitne, kumpas ve algı…

İnsanlık tarihi boyunca doğrularla mücadele edemeyenler, delille değil entrikayla yol almaya çalışmıştır. Çünkü fikri olmayanın silahı iftiradır. Eseri olmayanın sermayesi dedikodudur. Cesareti olmayanın yöntemi ise karanlık planlardır.

Kur’ân-ı Kerîm bu zihniyeti asırlar önce şöyle uyarmaktadır:

“Yoksa siz Kitab’ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden bunu yapanların cezası dünya hayatında zillet; kıyamet gününde ise azabın en şiddetlisine uğramaktır.” (Bakara, 2/85)

Bu ilahî ikaz sadece geçmişte yaşamış bir topluluğa değil, hakkı menfaatine göre eğip büken herkese yöneliktir.

Bugün de aynı imtihan devam ediyor.

Bir makama ulaşmak için yalanı araç hâline getirenler…

Başarısızlığını gizlemek için iftiraya sarılanlar…

İnsanları karalayarak yükselmeye çalışanlar…

Algıyı hakikatin önüne koyanlar…

Necip Fazıl’ın ifadesiyle, “Tohum saç, bitmezse toprak utansın.” Hakikat yolunda olanların vazifesi iftira üretmek değil, fikir üretmektir; korku yaymak değil, hakikati söylemektir. Çünkü fikir, baskıyla değil; irfanla büyür.

Belki kısa vadede kazandıklarını zannederler. Fakat tarih bunun tam tersini söylemektedir. Çünkü yalan üzerine kurulan hiçbir bina uzun süre ayakta kalmaz.

Hakiki başarı; kumpasla değil karakterle gelir.

İftirayla değil emekle gelir.

Şantajla değil güvenle gelir.

Entrikayla değil ehliyetle gelir.

Çünkü Allah doğruları sever.

Allah adaleti ayakta tutanları sever.

Allah emanete riayet edenleri sever.

İnsanların gönlünü kazanmanın yolu korku üretmek değil, güven vermektir.

Bugünün gençliği de bunu giderek daha iyi görmektedir. Yeni nesil, iki yüzlü söylemleri, gizli hesapları ve kirli yöntemleri değil; samimiyeti, şeffaflığı ve liyakati aramaktadır. Geleceği kuracak olanlar, entrika ustaları değil; ilim sahibi, adaletli, cesur ve dürüst insanlar olacaktır.

Medeniyetler kinle değil merhametle…

Yalanla değil doğrulukla…

Korkuyla değil adaletle yükselmiştir.

Kısa yoldan yükselmeye çalışanlar, çoğu zaman en kısa yoldan düşmüşlerdir.

Gerçek zafer; rakibini karalamak değil, kendini geliştirmektir.

Gerçek liderlik; insanları korkutmak değil, onlara güven vermektir.

Gerçek güç ise makamdan değil, ahlâktan doğar.

İsimler değişebilir; fakat hak ile bâtıl arasındaki mücadele kıyamete kadar devam edecektir. Her nesil kendi çağının doğruluk imtihanını verecektir.

Tercih bellidir:

Hakikatin yanında mı duracağız, yoksa menfaat uğruna doğruları eğip bükenlerin yanında mı?

Çünkü dünyada da ahirette de kalıcı olan yalnızca haktır.

Yalanın ömrü kısadır.

Hakikatin ömrü ise çağlar boyudur.

Mehmet Akpınar
06 Ağustos 2026