TEBLİĞ ÖNCE HAYATTIR…

Tebliğ önce sözle değil, hayatla başlar…
Bir insanın dili doğruyu söyler ama hayatı yalan söylüyorsa, o söz muhatabına ulaşmaz… İslamiyet anlatılan bir din olmaktan önce yaşanan bir dindir… Zaten Peygamber Efendimizin örnekliği de buradan gelir…

İnsanlar önce ne dediğine değil, nasıl yaşadığına bakar…
Doğruluğuna, ahlakına, merhametine, adaletine, iletişimine bakar… Seni sevmeyen, sana güvenmeyen bir insan; anlattığın en büyük hakikati bile askıda bırakır… Ama seni tanıyan, seninle yol yürüyen, seninle dertleşen biri; söylediğin söze kulak verir…

Bu yüzden tebliğde ilk adım, insan kazanmaktır…
Önce arkadaş olunur, sonra doğrular konuşulur…
Kalbe dokunmadan zihne hitap edilmez…

İslamiyet özünde örnekliktir… Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Kur’ân’ı sadece tebliğ etmedi; Kur’ân’ı yaşadı… İnsanlar onun doğruluğunu, güvenilirliğini, merhametini gördükleri için iman ettiler… Yoksa Mekke’de söylenen sözler bugünkülerden daha mı süslüydü? Hayır… Ama yaşayan bir örnek vardı…

İkinci ve belki de en hayati mesele şudur:
Kalpler fethedilmeden bedenler fethedilemez…
Kalpler fethedilmeden ne toplum değişir ne de insan dönüşür…

Kalbe giden yol ise tevhidden geçer…
Tevhidi anlamayan bir insan, İslam’ı anlayamaz… Ona namazı, orucu, zekâtı, haccı anlatsan ne olur? Kalpte iman inkılabı gerçekleşmemişse, hükümler yük gibi gelir… Zor gelir… Yabancı gelir…

Oysa iman sağlam olursa, tevhid yerli yerine oturursa;
emirler ağır değil, doğal olur…

Tevhid;
Allah’tan başka ilah olmadığını bilmekten ibaret değildir…
Allah’a ait sıfatların sadece Allah’a mahsus olduğunu kabul etmektir…
Bilmenin, hükmetmenin, affetmenin, mutlak kudretin kimde olduğunu idrak etmektir…

Şirk de tam burada başlar zaten…
Allah’a ait olanı kula vermekte…
Yetkiyi, bilgiyi, kudreti paylaşmakta…

Tevhid doğru anlaşılırsa, insan şunu görür:
Allah’ın hükümleri yalnızca Müslümanlar için değil, bütün insanlık için mükemmeldir… Beşerî sistemlerle kıyaslanamayacak kadar adildir, dengelidir, kapsayıcıdır…

Bu idrak kalpte gerçekleştiğinde;
insana bir şey anlatmaya bile gerek kalmaz…
Çünkü iman eden insan zaten kabul eder…
Zorlanmaz, kaçmaz, pazarlık yapmaz…

İşte o zaman tebliğ kolaylaşır…
Hatta çoğu zaman söze bile gerek kalmaz…

Yaşantımızla, ahlakımızla, adaletimizle, merhametimizle insanlar zaten şunu sorar:
“Bu seni böyle yapan nedir?”…

İslam’ın yüceliği de tam burada ortaya çıkar…
Bağırarak değil, parlayarak…
Zorlayarak değil, çekerek…

Önce kalp…
Sonra söz…
En sonunda da dönüşüm…

Tebliğin sırası budur…

25 Ocak 2026
Mehmet AKPINAR