ÖĞRENCİLİK YILLARIM-2
Merdiven Boşluğunda Sabahlayan Kitaplar
Yatılı okul yıllarımın en güzel hatıralarından biri kitaplarla kurduğumuz dostluktu.
Akşam etütleri biter, yoklamalar yapılır, yatma vakti gelirdi. Fakat bazen elimizdeki romanı bırakmak istemezdik.
Battaniyelerimizi alıp merdiven boşluğuna serer, sırtımızı duvara yaslayarak okumaya devam ederdik.
Bir romanın son sayfasına ulaşmadan gözümüze uyku girmezdi.
O yıllarda Huzur Sokağı, Bir Annenin Feryadı, Yanık Buğdaylar gibi romanları; Emine Şenlikoğlu, Yavuz Bahadıroğlu, Ahmet Günbay Yıldız ve Lütfi Kazancı gibi yazarların eserlerini okuyorduk.
Necip Fazıl Kısakürek’in Çöle İnen Nur eseri de okuma dünyamızda önemli bir yere sahipti.
Peygamber Efendimizin hayatını anlatan bu eser, yalnızca bilgi edinmemize değil, onun mücadelesi ve örnek şahsiyeti üzerinde düşünmemize de vesile oluyordu.
Mehmet Akif Ersoy’un şiirleri ise mücadele azmimizi besliyordu.
“Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak…”
Bu mısra, gençlik anlayışımızın adeta özeti gibiydi.
Okulumuzda bir de kitap kooperatifi vardı. Haftada birkaç defa mutlaka uğrardık. Devletin yatılı öğrencilere verdiği harçlıkların önemli bir kısmını kitaplara ayırırdık.
Din, tarih, felsefe, düşünce, roman ve hikâye kitapları arasında saatler geçirirdik.
Kitap okurken elimden kalem eksik olmazdı. Önemli gördüğüm cümlelerin altını çizer, sayfa kenarlarına notlar alırdım.
Bir ayet, hadis veya başka bir eserde okuduğum benzer düşünce aklıma gelirse onu da kaydederdim.
Bugün evimde binlerce kitap bulunuyor. Bazılarının sayfalarını açtığımda gençliğimin izleriyle karşılaşıyorum.
Altını çizdiğim satırlar, kenarlarına düştüğüm notlar bana yalnızca okuduğum kitapları değil, o günlerdeki düşüncelerimi de hatırlatıyor.
Yıllar sonra kitap ticaretiyle uğraştım. Binlerce kitabı okuyucularla buluşturdum.
Gençliğimde beni yetiştiren kitaplar, hayatımın başka bir döneminde geçimimi sağlamama da vesile oldu.
Ne garip ve ne güzel bir tevafuk!
Biz o merdiven boşluklarında yalnızca kitap okumuyorduk. Farkında olmadan hayatımızın temellerini atıyorduk.
Mehmet Akpınar
20 Ekim 2026