CENNET YOLUNDA BİR İYİLİK YOLCUSU

Kürt Salman’ın Kızı: Ayşegül Paksoy

Bazı insanlar vardır, kendilerini anlatmazlar; yaptıkları iyilikler onları anlatır.

Bazı insanlar vardır, yürümekte zorlanırlar ama başkalarının yardımına koşmaktan geri durmazlar.

Hayatta öyle insanlarla karşılaşırsınız ki onların hikâyesini dinlediğinizde insanın yalnızca ayaklarıyla değil, yüreğiyle de yürüyebildiğini anlarsınız.

İşte Ayşegül Paksoy, namıdiğer Kürt Salman’ın kızı, benim tanıdığım böyle insanlardan biridir.

ONU ÖNCE İYİLİKLERİYLE TANIDIM

Seçimlerden önce sosyal medyada zaman zaman bir hanımefendi dikkatimi çekiyordu.

Bazen sırtında kırmızı bir AFAD yeleği, bazen sarı bir yardım kuruluşu yeleği…

Nerede bir afet, nerede bir mağdur, nerede yardıma muhtaç bir insan varsa oradaydı.

Bir gün yetimlerin yanında, başka bir gün ihtiyaç sahiplerinin sofrasında, bir başka gün şehrin herhangi bir köşesinde…

Sanki bütün şehrin derdini kendisine dert edinmişti.

Kim olduğunu bilmiyordum.

Sonra belediye meclis üyesi adaylarımızdan biri oldu. İşte o zaman tanıştık.

Bir müddet sonra fark ettim ki sosyal medyada takdirle takip ettiğim o yardım gönüllüsü, bizim Ayşegül’müş.

Peki, nereden anladım?

Çünkü insanın ismi değişebilir, kıyafeti değişebilir, bulunduğu yer değişebilir ama taşıdığı ruh kolay kolay değişmez.

AYAKLARI ZORLANIYORDU AMA YÜREĞİ KOŞUYORDU

Ayşegül, şeker hastalığı sebebiyle ayaklarında ciddi kayıplar yaşamıştı.

Yürümekte zorlanıyordu.

Ama ne zaman bir yetimin, bir garibin, bir mazlumun adı geçse bütün engellerini unutuyordu.

Aksayarak da olsa koşuyordu.

Ayakları yürümekte zorlanıyordu ama yüreği iyiliğe koşmaktan hiç yorulmuyordu.

Seçim döneminde de böyleydi.

Köy köy dolaştı.

Kapı kapı gezdi.

Benim ve eşimin samimiyetine, doğruluğuna inanmıştı.

İnandığı bir mesele için bütün benliğiyle çalışıyordu.

Doludizgindi.

Ancak onun önemli bir özelliği daha vardı.

Ayşegül’ün bağlılığı kişilere körü körüne bir bağlılık değildi.

Doğru olduğuna inandığı bir meselede bütün gücüyle mücadele ederdi.

Ama yanlış gördüğünde karşısındaki kim olursa olsun durmasını bilirdi.

Ferasetiyle doğruyu yanlıştan ayırmaya çalışır, haksızlığın yanında durmazdı.

Çünkü gerçek sadakat, insanlara değil, hakka ve hakikate gösterilen sadakattir.

BİR ŞEHRİ DÜNYAYLA BULUŞTURAN GÖNÜL İNSANI

Ayşegül’ün gayretleri yalnızca yetimlere yardım etmekle sınırlı değildir.

Türkiye’nin ve dünyanın neresinde bir sivil toplum kuruluşu, bir yardım gönüllüsü, bir sanat veya kültür topluluğu varsa onlarla irtibat kurmaya çalışır.

Sonra onları Kahramanmaraş’la buluşturur.

Bazen bir gastronomi derneği…

Bazen bir yetimler topluluğu…

Bazen bir yardım kuruluşu…

Bazen de bir sanat topluluğu…

Hatırlıyorum, Koreli bir sanat topluluğunu Türkiye’de karşılamış, belediyemizin bir tesisinde kardeşlik festivali düzenlenmesine öncülük etmişti.

Farklı kültürlerden insanlar bir araya gelmiş, kardeşlik şarkıları söylenmişti.

Bir başka zaman MasterChef Cemal ve ekibini şehrimize getirmiş, Heyecan Bahçesi tesisimizde öğrencilerimiz için sucuk festivali düzenlemişti.

Çocukların, gençlerin yüzündeki sevinci görmek onun için başlı başına bir mutluluktu.

Bunlar yalnızca birkaç örnek.

Daha sayısız organizasyon, daha nice gönül buluşması…

Bazı insanlar şehirleri yollarla birbirine bağlar. Bazıları ise gönüllerle…

Ayşegül, gönüller arasında köprü kurmaya çalışan insanlardan biridir.

GÖZÜMÜ AHİRETTEKİ SERVETE DİKTİM

Bugün bana Adana’daki yetim çocuklarımızın fotoğraflarını gönderdi.

Çocuklara baklava almış, onları sevindirmişti.

Birazdan maça gideceklerini söyledi.

Çocuklar mutlu olmuştu.

Ben de kendisine şöyle yazdım:

“Hep iyilikte öncülük yapıyorsun. Hastalıklarınla boğuşurken bile hayır işlerinde koşuyorsun. Haksızlık karşısında dik duruyor, mazlumu tutup kaldırıyorsun.”

Verdiği cevap ise beni derinden etkiledi:

“Başkanım, gözümü ahiretteki servete diktim.”

Ne kadar anlamlı bir cümle!

İnsanın hayata bakışını anlatan, dünya ile ahiret arasındaki tercihini ortaya koyan bir cümle.

Bazı insanlar dünyadaki servetini büyütmek için çalışır.

Bazıları ise ahirette karşılığını bulacağına inandığı iyilikleri çoğaltmak için…

Bazıları kazandıklarını sayar.

Bazıları sevindirdiği yetimleri…

Bazıları sahip olduklarıyla övünür.

Bazıları ise bir garibin duasıyla mutlu olur.

Ayşegül’ün bu sözü bana Kur’an-ı Kerim’deki şu ayeti hatırlattı:

“Allah’ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma.” (Kasas, 77)

İşte dünya ile ahiret arasındaki dengeyi kurabilmek…

Dünyada yaşarken ahireti unutmamak…

Elindekini yalnızca kendisi için değil, başkalarının mutluluğu için de kullanabilmek…

İYİLİĞİN ÖNÜNDE ENGEL OLUR MU?

Bazen düşünüyorum.

Sağlıklı, güçlü, imkân sahibi nice insan vardır ki bir hayırlı iş için yerinden kalkmakta zorlanır.

Ama Ayşegül gibi insanlar vardır.

Kendi acılarını, kendi sıkıntılarını, kendi engellerini bir kenara bırakıp başkalarının derdine koşarlar.

Bir yetimin gülümsemesi için kilometrelerce yol giderler.

Bir mazlumun hakkını savunmak için mücadele ederler.

Bir öğrencinin yüzünü güldürmek için organizasyonlar düzenlerler.

Bir şehrin insanlarını başka kültürlerle tanıştırmak için kapılar açarlar.

Bütün bunları yaparken de karşılık beklemezler.

Çünkü onların aradığı karşılık insanların alkışı değil, Allah’ın rızasıdır.

NE MUTLU ALLAH’A KOŞANLARA

Ayşegül’ün hayatına baktığımda merhametin, samimiyetin, fedakârlığın ve yardımseverliğin bir insanda nasıl buluşabildiğini görüyorum.

Elbette hepimiz insanız.

Hatalarımız, eksiklerimiz, kusurlarımız vardır.

Hiçbirimiz kusursuz değiliz.

Ama bir insanın ömrünü hangi istikamette geçirmeye çalıştığı önemlidir.

Ayşegül’ün istikameti iyilikten, merhametten ve mazlumun yanında durmaktan yana.

Ben onun bütün bu gayretlerinin Allah katında karşılıksız kalmayacağına inanıyor, Rabbimizin kendisini cennetiyle mükâfatlandırmasını diliyorum.

Çünkü cennet yalnızca dillerde bir temenni değil, insanın hayatına yön veren büyük bir ideal olmalıdır.

Ve bazen insan, cennete giden yolda attığı adımları ayaklarıyla değil, yüreğiyle atar.

Ne mutlu Allah’ın rızasına koşanlara…

Ne mutlu yetimin gözyaşını silenlere…

Ne mutlu mazlumun yanında duranlara…

Ne mutlu dünya servetinden önce ahiret servetini düşünenlere…

Ne mutlu cennet yolunda mücadele edenlere!

Mehmet Akpınar
18 Ekim 2026