İMANIN ŞAKASI OLMAZ

İman, insanın en kıymetli emanetidir. Onu korumak için yalnızca yaptıklarımıza değil, söylediğimiz sözlere ve taşıdığımız niyete de dikkat etmemiz gerekir. Çünkü bazı sözler, “Şaka olsun diye söyledim” denilerek geçiştirilemeyecek kadar ağırdır…

Biz üç şeyin şakası olmaz diyoruz: Silahın şakası olmaz, imanın şakası olmaz, nikâhın şakası olmaz. İman ve nikâh gibi insanın hayatında derin izler bırakan konular, gelişigüzel sözlere ve hafife almaya gelmez. Silah da şakaya gelmez; dikkatsizlik bir anda telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabilir…

Kur’an-ı Kerim’de, Allah’la, ayetleriyle ve Peygamberiyle alay edenlere, “Biz sadece konuşup eğleniyorduk” demelerinin bir mazeret olmadığı bildirilir. Tevbe suresinin 65 ve 66. ayetlerinde bu konuda çok açık bir uyarı vardır. Dinin kutsallarını eğlence konusu yapmak, insanın imanını tehlikeye atan büyük bir iştir…

İnsan bazen birilerini güldürmek, bir ortamda hoş görünmek ya da sözüne kahkaha katmak için dinî değerleri konu edinebiliyor. Müftüleri, namazı, ezanı, Kur’an’ı ve Allah’ın hükümlerini alaya alan fıkralar anlatılabiliyor. Oysa Allah’ın dinini ve kullarının ibadetlerini gülme konusu yapmak, insanı iman bakımından büyük bir tehlikeyle karşı karşıya bırakır. Bu tür sözlere ve anlatılara karşı dikkatli olmalıyız…

Hz. Selman’dan nakledilen sinek kıssası da bu konuda ibret vericidir. Put adına bir sinek sunan adamın cehenneme girdiği, Allah’tan başkası adına hiçbir şey sunmayı kabul etmeyen ve bu uğurda öldürülen diğer adamın ise cennete girdiği anlatılır. Burada mesele bir sineğin küçüklüğü değil, o davranışın taşıdığı inanç ve yöneliştir…

Yüz kişiyi öldüren adamın kıssası da üzerinde düşünmemiz gereken derin bir ibret taşır. Adam, tevbe etmek istedi ve kötü çevresinden ayrılarak salih insanların yaşadığı yere doğru yola çıktı. Yolda vefat etti. Rivayetin bir aktarımında, can verirken göğsünü salihlerin diyarına doğru çevirdiği anlatılır; diğer aktarımda ise iki diyar arasındaki mesafe ölçülür ve salihlerin diyarına bir karış daha yakın olduğu görülür. Rahmet melekleri onu alır…

Bu kıssa, yalnızca tevbe eden adamın ümidini değil, ona yol gösteren âlimin sorumluluğunu da düşünmeye sevk eder. Âlim, ona “Kötülerin diyarına dönme; salih insanların yaşadığı yere git” diye nasihat eder. İnsan başkasına iyiliği anlatırken kendi hayatını da o iyiliğin ölçüsünde gözden geçirmelidir. Bildiğimizle amel etmek, nasihat ettiğimiz yolu önce kendimiz gözetmek de büyük bir sorumluluktur…

Kötü çevreden ayrılmayı tavsiye etmek, insanın kendi çevresini ve hayatını da sorgulamasını gerektirir. İyiliği anlatıp onun gereğini kendi hayatımızda aramazsak, sözümüzle yaşayışımız arasındaki mesafeyi büyütürüz. Bu kıssadan kendimize düşen payı almalı; hem doğruyu söylemeye hem de söylediğimiz doğruya uygun yaşamaya gayret etmeliyiz…

Peygamber Efendimiz, “Ameller niyetlere göredir” buyurmuştur. Niyet, insanın yönünü ve maksadını gösterir. Samimi niyet, insanı bulunduğu yerden kaldırıp iyiliğe doğru yürütmelidir. Yüz kişiyi öldüren adamın tevbe yolculuğu da bize bunu gösterir…

Mümin, hayatını korku ile ümit arasında sürdürür. Allah’ın huzurunda hesap vereceğini düşünerek sözlerine ve amellerine dikkat eder; rahmetinin genişliğini bilerek de tevbe kapısından ayrılmaz. Ne günahı hafife alırız ne de Allah’ın rahmetinden ümidimizi keseriz…

İmanımıza sahip çıkalım. Dinimizin kutsallarını şaka ve eğlence konusu yapmayalım. Bir sözümüzle birilerini güldürmeye çalışırken kendi kalbimizi ve ahiretimizi tehlikeye atmayalım. Sırat-ı müstakim üzere kalabilmek için hem korkuyu hem ümidi diri tutalım…

Mehmet Akpınar
8 Kasım 2026