BİR TENCERENİN BAŞINDA
Gazze’den gelen bir görüntü…
Elinde tencereyle bekleyen yaşlı bir adam…
Başını önüne eğmiş. Sanki söyleyecek sözü, uzatacak hâli kalmamış…
O görüntüye bakınca insanın içinden şu soru geçiyor: Biz burada bu kadar rahat yaşarken, bir yerde insanlar açlıktan titriyorsa, bu rahatlık vicdanımıza nasıl sığıyor?..
Nisâ Suresi’nin 75. ayeti, bu soruyu asırlardır müminlerin önüne koyuyor:
“Size ne oluyor da Allah yolunda ve ‘Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar; bize katından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı gönder!’ diye yalvaran çaresiz erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda mücadele etmiyorsunuz?”…
Ayet-i kerime, zulüm altındaki insanların feryadını duyuruyor…
Bu feryat bazen sözle dile geliyor, bazen de elinde tencereyle bekleyen o yaşlı adamın bakışında görülüyor…
O bakış, “Bizi gören yok mu? Bize yardım edecek kimse yok mu?” diye soruyor sanki…
Bu ayet, insanın içine işleyen bir sorumluluk hatırlatmasıdır…
Mazlumun kurtuluşu için elimizden gelen gayreti göstermemizi, onun derdiyle dertlenmemizi ister…
İmkânımız, gücümüz ve yapabileceklerimiz farklı olabilir…
Ama hiçbirimiz “Benim yapabileceğim bir şey yok” deyip kenara çekilmemeliyiz…
Mümin, mazlumun acısını uzaktan seyredip geçemez…
Kimi imkânı ölçüsünde yardım eder…
Kimi yardımın yerine ulaşmasına katkı sunar…
Kimi zulmü gündemde tutar, kimi de duasını eksik etmez…
Önemli olan, elimizden geleni yapıp yapmadığımızdır…
Kur’an’da bir başka ayet de sabrın ve imtihanın hakikatini hatırlatır…
Bakara Suresi’nin 214. ayetinde, müminlere kendilerinden öncekilerin yaşadığı sıkıntılar anlatılır…
Öyle sarsılırlar ki peygamberleriyle birlikte, “Allah’ın yardımı ne zaman?” diye sorarlar…
Ardından şu müjde gelir: “Bilin ki Allah’ın yardımı yakındır.”…
Allah’ın yardımının ne zaman ve nasıl geleceğini O bilir…
Bize düşen, umudumuzu yitirmeden iyiliğin yanında durmak ve mazlumun yükünü hafifletmek için gayret etmektir…
Allah Resulü’nün (s.a.v.) ashabı da ağır eziyetler ve sıkıntılarla karşılaştı…
Habbâb bin Eret’in yaşadıklarını ve müminlerin sabrını anlatan rivayetler, iman yolunun yalnızca kolay zamanlardan geçmediğini gösterir…
Müminler, zor zamanlarda da hak bildikleri yolda sebat etmeye çağrılmıştır…
Bugün Gazze’de yaşananlar karşısında kendimize de sormalıyız…
Biz ne yapıyoruz?..
Elimizden gelen yardımı ulaştırıyor muyuz?..
Mazlumun sesini duyuruyor muyuz?..
Acıyı görüp kalbimizi kapatmıyor muyuz?..
Dünyanın başka yerlerinde de açlık, susuzluk, savaş ve zulüm altında yaşayan insanlar var…
Hayatları kararan çocuklar, uyuşturucu bağımlılığının pençesine düşen gençler, çaresiz bırakılan aileler…
Nerede bir mazlum varsa, orada vicdanımıza düşen bir görev vardır…
Devletimizin, vakıflarımızın ve yardım kuruluşlarının mazlumlara el uzatmak için yürüttüğü çalışmalar kıymetlidir…
Bu gayretleri desteklemek, yardımın ihtiyaç sahiplerine ulaşmasına katkı sunmak hepimizin sorumluluğudur…
Bir lokma, bir ilaç, bir sıcaklık, bir dua…
Bazen küçük görünen bir destek, bir insanın hayata tutunmasına vesile olur…
Elimizden geleni yaptıktan sonra Allah’a sığınalım…
Fakat yapabileceğimiz hâlde yüz çevirmeyelim…
Çünkü mazlumun feryadını duymak, müminin kalbinde bir sorumluluk doğurur…
O yaşlı adamın elindeki tencere, yalnızca bir kap değil…
Bize yöneltilmiş bir vicdan sorusudur…
Mehmet Akpınar
6 Kasım 2026