BİR GÖNÜL MESELESİ

Dün akşam ÖNDER İmam Hatipliler Derneğinin davetiyle katıldığım buluşma, benim için sıradan bir konuşma programı değildi. Salona girdiğimde eski öğretmenlerimizi, okul müdürlerimizi, kadın hocalarımızı, iş insanlarını, siyasileri, ilahiyat öğrencilerini ve imam hatipli gençleri bir arada gördüm. Gözlerindeki heyecanı, aralarındaki muhabbeti, birbirlerine duydukları yakınlığı fark etmemek mümkün değildi.

Bugün birçok derneğin, vakfın bir araya getirmekte zorlandığı insanları ÖNDER aynı çatı altında buluşturmuş. Hocalar ve öğrenciler, okul müdürleri ve iş insanları, gençler ve yıllarını eğitime vermiş büyüklerimiz… Hepsi aynı davanın etrafında, aynı heyecanla yan yana. Bu manzara, yapılan güzel çalışmaların en canlı işaretlerinden biri gibi geldi bana. İmam hatip sevgisinin, imam hatip sevdasının yeniden gönüllerde filizlendiğini hissettim.

Eski hocalarımızı görünce öğrencilik yıllarıma gittim. Okuduğumuz kitapları, sınıflarımızı, öğretmenlerimizin yüzlerini hatırladım. Kimi hocamızdan mütevazılığı, kiminden ilme duyulan iştiyakı, kiminden cesareti ve yiğitliği, kiminden ince bir nezaketi öğrendik. Belki o günlerde bunun farkında değildik ama onların hâlleri de sözleri kadar hayatımıza yön verdi. İnsan bazı öğretmenlerini yıllar geçse de unutamıyor; çünkü onlar yalnızca ders anlatmıyor, önümüze bir hayat örneği koyuyorlardı.

Konuşmama, Allah’ı anmak için bir araya gelen insanların kıymetinden söz ederek başladım. “Bu saatte evinizde dinlenmek ya da telefonunuzda vakit geçirmek yerine buradasınız. Demek ki gönlünüzde bir derdiniz, taşıdığınız bir sevdanız var,” dedim. Böyle toplulukların üzerine rahmetin indiğini, Allah’ın anıldığı meclislerde kalplerin yumuşadığını anlattım. O salondaki birliktelik, söylediğim sözleri benim için daha da anlamlı kıldı.

Sonra Peygamber Efendimizin şu ölçüsünü hatırlattım:

يَسِّرُوا وَلَا تُعَسِّرُوا، وَبَشِّرُوا وَلَا تُنَفِّرُوا

“Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin.”

Bir başka toplantıda bu hadisi aktarırken Arapçasının bir bölümünü hatırlayamadığımı, içimden “Keşke şimdi bu mecliste olsaydım; Said Hocam hemen tamamlayıverirdi,” diye geçirdiğimi anlattım. O an salonda tebessümler oldu. Fakat bu küçük hatıranın içinde hepimize düşen büyük bir ders vardı: İnsana dini anlatırken önce gönlüne ulaşmak, sevdirmek, umut vermek gerekir.

2015’li yıllarda imam hatip okulları platform başkanı olduğum, aynı zamanda belediye meclis üyesi olarak görev yaptığım dönemde bir imam hatip lisesinde yaşanan bir olay hâlâ hafızamdadır. Bir öğretmenimiz, yaz tatilinde on hadis ezberleyen öğrencilere yüz puan vereceğini söylemişti. Oysa öğrencilerin bir kısmı imam hatibe ailesinin isteğiyle gelmişti; Arapçaya yeni başlamış, hadis ezberlemekte zorlanıyordu. Okulu ziyaret ettiğimde öğretmenlerimizi uyardım: Çocuklara Allah’ı ve Resulünü sevdirelim. Önlerine bir anda aşamayacakları yükler koyup onları dinden, ilimden soğutmayalım.

Bir gence on hadisi zorla ezberletmektense, bir hadisi sevdirerek öğretmek; onun anlamını kavramasına ve hayatında uygulamasına yardımcı olmak çok daha kıymetlidir. İnsanın öğrendiğiyle amel etmesi, yeni kapıların açılmasına vesile olur. İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin talebelerine nispet edilen Ta‘lîmü’l-Müteallim kitabında yer alan şu hikmetli söz de bunu anlatır:

مَنْ عَمِلَ بِمَا عَلِمَ أَوْرَثَهُ اللَّهُ عِلْمَ مَا لَمْ يَعْلَمْ

“Kim bildiğiyle amel ederse Allah ona bilmediği şeylerin ilmini de nasip eder.”

Bir ayeti öğrenip hayatına taşıyan insan, o ayetin açtığı başka hakikatlerle karşılaşır. Bir hadis, bir iyilik, bir güzel davranış; insanın gönlünde çoğalarak başka güzelliklere dönüşür. İlim, yaşandıkça bereketlenir.

Bu davanın özünde de insan var. Sahabe efendilerimiz, Allah’ın kullarına ulaşmak ve İslam’ın güzelliğini anlatmak için uzak diyarlara yürüdüler. Eyyûb el-Ensârî Hazretleri İstanbul surlarına kadar geldi. Safvan bin Muattal Hazretleri Adıyaman’daki Samsat’a kadar ulaştı. Ukkaşe Hazretleri’nin Kahramanmaraş’a geldiğine dair anlatılar, bu şehrin hafızasında ayrı bir yer tuttu. Her biri bize aynı hakikati hatırlatıyor: Bir insanın hidayetine vesile olmak, dünyanın bütün imkânlarına sahip olmaktan daha değerlidir.

İslam yalnızca sözle değil, güzel ahlakla ve güven veren bir hayatla da yayıldı. İnsanlar Müslüman tüccarların doğruluğunu, emanete bağlılığını, merhametini gördü; onların hâlinden etkilendi. Bazen bir insanın güzel davranışı, uzun uzun anlatılan sözlerden daha tesirli oldu.

ÖNDER’de gördüğüm birliktelik bana bu büyük davanın yeni nesillere taşındığını düşündürdü. Hocaların, öğrencilerin, yöneticilerin ve iş insanlarının gözlerindeki heyecan; aralarındaki samimi muhabbet; birlikte iş yapma arzuları… Bunlar yalnızca güzel bir toplantının değil, yeniden canlanan bir imam hatip sevdasının işaretleriydi.

Bir genci kazanmak, bir gönle dokunmak, bir insanın Allah’a yönelmesine vesile olmak… Bütün çabaların anlamı burada. Bunun yolu da kolaylaştırmaktan, müjdelemekten, güzel örnek olmaktan ve bildiğimizi hayatımıza taşımaktan geçiyor.

O akşam salondan ayrılırken içimde güçlü bir sevinç vardı. Çünkü orada yalnızca geçmişin hatıralarını değil, geleceğe taşınacak bir sevdayı da gördüm.

Mehmet Akpınar
4 Kasım 2026