HESAP GÜNÜ

İnsan dünyaya bir defa gelir. Kendisine verilen ömür sınırlı, imkânlar geçici, makamlar emanet, servet ise imtihan vesilesidir. Fakat insan çoğu zaman bu hakikati unutur. Sanki hiç ölmeyecekmiş, hiç hesaba çekilmeyecekmiş gibi yaşar.

Oysa hepimiz bir gün Allah’ın huzuruna çıkacağız. Ne kaçabileceğimiz bir yer ne de sığınabileceğimiz bir makam olacak.

İslam’ın Çözülen Halkaları

Resûlullah (s.a.v.) bir hadis-i şerifinde şöyle buyurur:

“İslam’ın bağları halka halka çözülecektir. Her bir halka çözüldükçe insanlar bir sonrakine sarılacaktır. İlk çözülecek halka hüküm, sonuncusu ise namazdır.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned)

Ne kadar düşündürücü bir haber!

İslam’ın hükümleri birer birer insanların hayatından uzaklaştırılacak. Önce Allah’ın hükümleriyle hükmetme anlayışı zayıflayacak, ardından dinin diğer esaslarına bağlılık çözülecek. Nihayet insanların elinde son halka olarak namaz kalacak.

Bugün içinde bulunduğumuz dünyaya baktığımızda bu hadisin üzerinde ne kadar düşünmemiz gerektiğini görüyoruz.

Allah’ın hükümlerinin hayatımızdaki yeri nedir? Kur’an’ın adalet anlayışı, ahlak ölçüleri, helal ve haram sınırları, emanet ve sorumluluk bilinci hayatımızın neresindedir?

İslam yalnızca belirli vakitlerde yerine getirilen ibadetlerden ibaret değildir. Hayatın tamamına yön veren bir inanç, ahlak ve sorumluluk nizamıdır.

Böyle bir zamanda Müslüman, özellikle de ilim, imkân ve sorumluluk sahibi insan, “Ben yoruldum, artık istirahat edeceğim. Benim de tatil hakkım var.” diyerek ümmetin meselelerine bütünüyle sırtını dönebilir mi?

Elbette insan dinlenir, ailesine vakit ayırır, bedeninin hakkını verir. Fakat sorumluluklarını terk ederek ömrünü yalnızca kendi rahatına hasredemez.

Çünkü zaman da bir emanettir.

Yolu Cehennemin Üzerinden Geçen İnsan

Tâbiînin büyük âlimlerinden Said bin Cübeyr, Haccâc’ın zulmünün yaşandığı bir dönemde hayatını sürdürmüştür.

Kendisine nispet edilen ibretli bir söz vardır.

“Sen âlim bir insansın. Neden yüzün gülmüyor?” diye sorarlar.

Şu cevabı verdiği nakledilir:

“Yolu cehennemin üzerinden geçen bir insan nasıl gülebilir?”

Bu söz üzerinde saatlerce düşünmek gerekir.

Önümüzde sırat var. Altında cehennem var. Sonunda ya ebedî saadet ya da büyük bir hüsran var.

İnsan böylesine büyük bir yolculuğun yolcusu olduğunu unutabilir mi?

Elbette Müslüman ümitsiz değildir. Allah’ın rahmeti sonsuzdur. Fakat rahmete güvenmek, sorumluluktan kaçmanın gerekçesi olamaz.

Mümin, Allah’ın rahmetiyle ümitlenir, azabından korkar. İkisi arasında kulluğunu sürdürür.

İmanın Lezzeti

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor:

“Üç özellik kimde bulunursa imanın tadını alır: Allah ve Resûlü’nün kendisine her şeyden daha sevgili olması, sevdiği kimseyi yalnızca Allah için sevmesi ve Allah kendisini küfürden kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmekten ateşe atılmaktan hoşlanmadığı gibi hoşlanmaması.” (Buhârî, Müslim)

İşte imanın lezzeti budur!

Şimdi kendimize soralım:

Allah’tan daha kıymetli neyimiz var?

Resûlullah’tan daha çok sevdiğimiz kim var?

Malımız mı? Makamımız mı? Evimiz mi? Servetimiz mi? Eşimiz, dostumuz, çocuklarımız mı?

Hepsi Allah’ın bize verdiği nimetlerdir. Hepsi değerlidir. Fakat hiçbiri Allah’ın rızasından daha değerli değildir.

İnsan sevdiği her şeyden ayrılacak.

Malını bırakacak, makamını bırakacak, ailesinden ayrılacak. Bir gün omuzlarda taşınacak ve toprağa teslim edilecek.

O gün yanında ne unvanı bulunacak ne de dünyadaki itibarı.

Yalnızca imanı ve amelleri kalacak.

Emanetin Hesabı

Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz buyuruyor:

“Sonra o gün nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz.” (Tekâsür, 8)

Bu ayet hepimize hitap ediyor.

Allah sana ilim verdiyse soracak:

Bu ilimle ne yaptın? İnsanlara hakikati mi anlattın, yoksa bildiklerini kendine mi sakladın?

Allah sana servet verdiyse soracak:

Bu malı nereden kazandın, nerede harcadın? Yetimin, yoksulun, muhtacın hakkını gözetebildin mi?

Allah sana bir görev, bir makam, bir yetki verdiyse soracak:

Sana teslim edilen emaneti nasıl taşıdın? İnsanların derdiyle ilgilendin mi? Hakkı ve adaleti gözetebildin mi? Elindeki imkânları hayırlı işlerde kullanabildin mi?

Allah sana söz söyleme imkânı verdiyse soracak:

Hakikatin yanında mı durdun, yoksa kendi rahatını mı düşündün?

Bütün bunların hesabı var.

Üstelik yalnızca yaptıklarımızdan değil, sorumluluğumuz altında olduğu hâlde ihmal ettiklerimizden de hesaba çekileceğiz.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor:

“Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz.” (Buhârî, Müslim)

Demek ki makam bir üstünlük değil, ağır bir mesuliyettir.

Yetki arttıkça sorumluluk da artar.

Ömrümüzü Nereye Harcadık?

Resûlullah (s.a.v.) insanın kıyamet günü ömrünü nerede tükettiğinden, ilmiyle ne yaptığından, malını nereden kazanıp nereye harcadığından ve bedenini nerede yıprattığından sorgulanacağını haber veriyor. (Tirmizî)

Dikkat ediniz!

Yalnızca malımızdan değil, vaktimizden de sorulacağız.

Bugünümüzden, dünümüzden, gençliğimizden, sağlığımızdan…

Saatlerimizi nerede harcadık?

Günlerimizi hangi işlerle geçirdik?

Allah’ın bize verdiği aklı, bilgiyi, imkânı ve kuvveti hangi amaç uğruna kullandık?

Ümmetin derdiyle dertlendik mi?

Zulme uğrayanların acısını hissettik mi?

Yoksa yalnızca kendi evimizin, kendi ailemizin, kendi servetimizin ve kendi rahatımızın hesabını mı yaptık?

Bir âlimin ilmini gizlemesi, bir zenginin imkânlarını hayırdan esirgemesi, bir idarecinin sorumluluklarını ihmal etmesi üzerinde düşünülmesi gereken ağır meselelerdir.

Herkes kendi imkânı nispetinde sorumludur.

Kimseden gücünün yetmediği istenmez. Fakat gücünün yettiği hâlde yapmadıklarını da insan kendi vicdanında sorgulamalıdır.

Asıl Hesap

Rabbimiz buyuruyor:

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun. Herkes yarın için ne hazırladığına baksın.” (Haşr, 18)

Ne muhteşem bir ikaz!

Yarın için ne hazırladık?

Bir ev mi?

Bir arsa mı?

Bir makam mı?

Bir servet mi?

Yoksa Allah’ın huzuruna götürebileceğimiz salih ameller mi?

Dünya için yıllarca hesap yapıyoruz. Çocuklarımızın geleceğini düşünüyoruz. İşimizi, ticaretimizi, makamımızı, itibarımızı korumaya çalışıyoruz.

Peki ya ahiretimiz?

Sonsuz hayatımız için ne hazırlıyoruz?

İnsanın kendisine sorması gereken en büyük soru budur.

Bir gün dünya defteri kapanacak. Gizlediğimiz, unuttuğumuz, önemsemediğimiz her şey önümüze getirilecek.

Kur’an’ın ifadesiyle:

“Kim zerre ağırlığınca hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre ağırlığınca kötülük yapmışsa onu görür.” (Zilzâl, 7-8)

O gün ne makam konuşacak ne servet ne de şöhret.

Herkes kendi hesabıyla baş başa kalacak.

Dünyada herkesin bir hesabı var. Kiminin makam hesabı, kiminin servet hesabı, kiminin istikbal hesabı…

Fakat bütün hesapların üzerinde bir hesap daha var:

Allah’ın huzurunda vereceğimiz hesap!

Asıl mesele, dünyada ne kazandığımız değil, Allah’ın huzuruna neyle çıkacağımızdır.

Mehmet Akpınar
30 Ekim 2026