AYNI DUANIN İNSANLARI

Geçtiğimiz akşam 91, 92, 93 ve 94 mezunları olarak yıllar sonra aynı avluda buluştuk. Aynı gökyüzünün altında, aynı ezanı duyarak büyüdüğümüz o okulda…

Kürsüye çıktığımda belediye başkanı değildim.
92 mezunu bir İmam Hatipliydim.

Avluya baktım…
Yüzlere baktım…
Yılların izini gördüm.

Ve içimden şu cümle geçti:

Hayat ilerliyor…
Yıllar geçiyor…
Ve biz her köşe başında birilerini kaybediyoruz.

Kimi gençliğini kaybediyor,
kimi heyecanını,
kimi dostlarını,
kimi de maalesef istikametini…

Asıl mesele şudur:
Hayatın içinde kaybolmamak.

İman sadece gençlik yıllarına ait bir hatıra değildir.
İman bir tören günü heyecanı değildir.
İman, hayatın tam ortasında dimdik durabilmektir.

İşte İmam Hatip ruhu tam da budur.

Bu okul bize sadece ders öğretmedi.
Sadece sınav kazandırmadı.
Bize bir şahsiyet kazandırdı.
Bir istikamet verdi.

Tam da bu noktada kıymetli hocamız Hüseyin Bahar’ın o meşhur benzetmesi aklıma geldi. Derdi ki:

“İmam Hatipliler otobanda yürüyen develere benzer. Boyları uzundur. Bazen sağa sola, tarlalara, bahçelere hafif dalarlar. Ama anayoldan, otobandan asla çıkmazlar.”

Ne kadar derin bir söz…

Evet, insanız.
Zaman zaman savrulabiliriz.
Dünya telaşı, makam, para, çevre bizi zorlayabilir.

Ama mesele şudur:
Anayoldan çıkmamak.
İstikameti kaybetmemek.

İmam Hatipliler gerçek iman ruhunu kaybetmeyen insanlardır.
Milletine ihanet etmeyen bir karakterin taşıyıcılarıdır.
Çünkü biz bu memleketin değerleriyle yetiştik.
Bu toprağın duasıyla büyüdük.

O akşam avluda şunu gördüm:

Aramızda doktor vardı…
Öğretmen vardı…
İmam vardı…
İş insanı vardı…

Ama hepsinden önce bir kimlik vardı:

İmam Hatipli olmak.

Bu bir okul adı değildir.
Bu bir ömürlük kimliktir.

İnsan nereden geldiğini unutmazsa,
hangi makamda olursa olsun kaybolmaz.

Her köşe başında birilerini kaybettiğimiz şu dünyada,
biz kendimizi kaybetmeyelim.
İmanımızı kaybetmeyelim.
Yönümüzü kaybetmeyelim.

Otobandan çıkmayalım.

Çünkü biz aynı sıralarda büyüdük.
Aynı sabah serinliğinde okul kapısından girdik.
Aynı ezan sesiyle irkildik.
Ve aynı dualara “Âmin” dedik.

Şimdi saçlarımıza düşen aklar var…
Omuzlarımıza binen sorumluluklar var…
Hayatın içinden geçerken aldığımız yaralar var…

Ama hâlâ bir haksızlık gördüğümüzde içimiz sızlıyorsa…
Hâlâ bu millet için dua ediyorsak…
Hâlâ kalbimiz titriyorsa…

Demek ki kaybolmamışız.

Demek ki anayoldayız.

Yıllar bizden çok şey aldı belki…
Ama biz imanımızı vermedik.
Vefamızı vermedik.
Bu millete olan sadakatimizi vermedik.

Ve gün gelir bir bir eksilirsek bu hayattan,
ardımızdan şöyle denilsin:

“İstikameti vardı…
Ve o istikametten hiç ayrılmadı.”

Çünkü biz
aynı ezanı duyan,
aynı secdeye varan,
aynı duaya “Âmin” diyen insanlarız.

Biz, aynı duanın insanlarıyız.

Mehmet Akpınar
24 Şubat 2026