KANAAT: İNSANIN EN BÜYÜK ZENGİNLİĞİ
İnsanı fakir yapan çoğu zaman malının azlığı değil, isteklerinin çokluğudur.
Bir insanın milyonları olabilir ama gözü hâlâ başkasının malında, makamında, imkânında ise o insan zengin değildir. Çünkü zenginlik kasada değil, gönüldedir.
Peygamber Efendimiz (sav) bunu ne güzel ifade eder:
“Zenginlik, mal çokluğu değildir; asıl zenginlik gönül zenginliğidir.”
İşte gönül zenginliğinin adı kanaattir.
Kanaat, çalışmamak değildir. Tembellik hiç değildir. Müslüman çalışır, üretir, kazanır, daha güzelini yapmak için gayret eder. Fakat çalışırken dünyanın esiri olmaz. Kazanır ama kazandığının kölesi olmaz. Makama gelir ama makamın kulu olmaz.
Çünkü bilir ki rızkı veren Allah’tır.
Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz buyuruyor:
“Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah’a ait olmasın.”
(Hûd, 6)
Bunu gerçekten kalbine yerleştiren insanın dünyaya bakışı değişir.
İNSANI OLTAYA GETİREN NEDİR?
Atalarımızın güzel bir sözü vardır:
“Ağzı kapalı balık oltaya gelmez.”
Denizde balığı oltaya getiren nedir?
Yem.
Balık yeme uzanır ve yakalanır.
İnsanın önüne konulan yemler de vardır:
Para…
Makam…
Şöhret…
İhale…
Menfaat…
Alkış…
Daha büyük ev, daha pahalı araba, daha yüksek mevki…
İnsan bunlara karşı ölçüsüz bir arzu taşıyorsa, onu kandırmak da yönlendirmek de kolaylaşır.
Çünkü herkesin bir fiyatı olduğunu düşünenler, önce insanın neye tamah ettiğine bakarlar.
Fakat kanaatkâr insanın satın alınacak tarafı azalır.
Makam teklif edersiniz, eğilmez.
Para teklif edersiniz, doğrularından vazgeçmez.
Menfaatini tehdit edersiniz, korkmaz.
Çünkü kaybetmekten korktuğu şeyler azalmıştır.
Dünyaya karşı hür olan insan, insanlara karşı da hürdür.
HIRS BİR ATEŞTİR
Hırsın sonu yoktur.
Bir evi olan ikinciyi ister.
Bir makamı alan daha yükseğini ister.
Bir milyon kazanan on milyonu düşünür.
On milyonu olan yüz milyonu…
İnsan kendisine bir sınır koymazsa dünya ona hiçbir zaman “yeter” dedirtmez.
Kur’an insanın bu tarafını çok çarpıcı şekilde anlatır:
“Çokluk yarışı sizi oyaladı. Nihayet kabirleri ziyaret ettiniz.”
(Tekâsür, 1-2)
Ne büyük ikazdır!
Topladık…
Yığdık…
Yarıştık…
Birbirimizi geçmeye çalıştık…
Sonunda hepimizin vardığı yer birkaç metrelik bir kabir oldu.
HASET İSE İNSANI İÇİNDEN YAKAR
Hırs, “Ben de sahip olayım” der.
Haset ise daha tehlikelidir:
“Onda da olmasın.”
Haset eden insan, başkasının başarısından rahatsız olur.
Birisi yükselir, huzursuz olur.
Birisi sevilir, rahatsız olur.
Birisinin işi güzel gider, uykusu kaçar.
Birisi övülür, içinde ateş yanar.
İşte hasedin korkunç tarafı budur.
Haset ettiğimiz insan çoğu zaman hayatına devam ederken, ateşi kendi içimizde taşırız.
Kin de böyledir.
Yıllarca bir insanı düşünür, ona kızar, onunla hesaplaşır, zihnimizde onunla kavga ederiz. Belki o insanın bizim öfkemizden haberi bile yoktur.
Ama biz kendi gönlümüzü zindana çevirmişizdir.
Bunun için haset, kin ve ihtiras önce sahibini yer bitirir.
KANAAT İSE HÜRRİYETTİR
Kanaat sahibi insan:
“Çalışmayacağım.” demez.
“Çalışacağım ama dünyanın kölesi olmayacağım.” der.
“Zengin olmayacağım.” demez.
“Zengin olsam da mal beni yönetmeyecek.” der.
“Makam istemeyeceğim.” demez.
“Makam verilirse hizmet edeceğim; verilmezse şahsiyetimden hiçbir şey kaybetmeyeceğim.” der.
İşte asıl mesele budur.
Çünkü bazı insanlar makamını kaybedince kendisini de kaybeder.
Bazıları servetini kaybedince şahsiyetini kaybeder.
Bazıları alkış kesilince bütün dünyasının yıkıldığını zanneder.
Demek ki sahip olduklarını onlar yönetmiyormuş; sahip oldukları onları yönetiyormuş.
Kanaat insanı bundan kurtarır.
NE KADAR AZ TAMAH, O KADAR FAZLA HÜRRİYET
İnsanın dünyadan beklentisi azaldıkça başkasının onun üzerindeki hâkimiyeti de azalır.
Bir insanın makam hırsı yoksa onu makamla satın alamazsınız.
Para hırsı yoksa parayla eğemezsiniz.
Şöhret hırsı yoksa alkışla yönlendiremezsiniz.
Dünya sevgisi kalbini esir almamışsa dünyayla korkutamazsınız.
İşte gerçek bağımsızlık biraz da budur.
İnsan yalnız cebindeki zincirlerden değil, kalbindeki zincirlerden de kurtulmalıdır.
Mehmet Âkif’in şahsiyetinde gördüğümüz dik duruşun temelinde de böyle bir istiğna vardır. Aç kalmayı göze alan insanı sofrasıyla satın alamazsınız. Makamdan vazgeçebilen insanı makamla tehdit edemezsiniz.
Çünkü onun ölçüsü menfaat değil, hakikattir.
EN BÜYÜK SERVET
Öyleyse çocuklarımıza yalnız para kazanmayı öğretmeyelim.
Kanaati de öğretelim.
Başarıyı öğretirken şükrü de öğretelim.
Yükselmeyi öğretirken tevazuyu da öğretelim.
Rekabeti öğretirken hasetten sakınmayı da öğretelim.
Çünkü insan bütün dünyayı kazansa fakat gönül huzurunu kaybetse ne kazanmış olur?
Bir lokma ekmek yiyip huzurla uyuyabilen insan mı zengindir, yoksa servetinin başında sabaha kadar kaybetme korkusuyla bekleyen insan mı?
Asıl zenginlik, “Elhamdülillah, bana yeter.” diyebilecek bir gönle sahip olmaktır.
Hırs insanı esir eder.
Haset insanı yakar.
Kin insanı çirkinleştirir.
Kanaat ise insanı özgürleştirir.
Unutmayalım:
Oltaya takılan balığın başına gelen, denizin azlığından değildir; yeme uzanmasındandır.
İnsan da her önüne konulana uzanmazsa, her makama tamah etmezse, her menfaatin peşinden koşmazsa kolay kolay kimsenin oltasına gelmez.
Kanaat fakirliğe razı olmak değil; dünyanın insanı satın alamayacağı kadar zengin olmaktır.
Mehmet Akpınar
13 Ağustos 2026