İSTİKAMET

İnsan bazen karşısındaki engelleri, kurulan hesapları, söylenen sözleri ve yapılan hileleri gereğinden fazla düşünür.

Kim ne düşünüyor?

Kim ne planlıyor?

Kim nerede ne konuşuyor?

Bana karşı nasıl bir hesap yapılıyor?

Oysa müminin asıl meselesi bunlar olmamalıdır.

Çünkü Kur’an ölçüyü vermiştir:

“Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.”
(Nisâ, 4/76)

Öyleyse zayıf olduğu Allah tarafından bildirilen bir hileyi büyütmek yerine, Allah’la olan bağımızı büyütmeliyiz.

Şeytanın planlarını düşünmekten çok kendi istikametimizi düşünmeliyiz.

Başkalarının ne yaptığını takip etmekten çok kendi takvamızı artırmalıyız.

Karanlığın hesabını yapmak yerine ışığa yaklaşmalıyız.

Çünkü insanın asıl gücü, karşısındaki kötülüğün zayıflığında değil; kendisinin Allah’a yakınlığındadır.

Resûlullah’ın bir gün yere dosdoğru bir çizgi çizerek bunun Allah’ın dosdoğru yolu olduğunu, ardından sağa ve sola başka yollar çizerek onların her birinin başında insanı çağıran bir şeytan bulunduğunu anlatması ne kadar büyük bir hayat ölçüsüdür.

Demek ki sırat-ı müstakimde yürüyen insanın önüne başka yolların çıkması şaşırtıcı değildir.

Çıkacaktır.

Bazen para olarak çıkar.

Bazen makam olarak çıkar.

Bazen şöhret olarak çıkar.

Bazen korku olarak çıkar.

Bazen öfke ve intikam duygusu olarak çıkar.

Bazen de dostluk görüntüsü altında menfaat olarak çıkar.

Fakat müminin vazifesi yol kenarındaki her çağrıyla uğraşmak değildir.

Vazifesi dosdoğru yürümektir.

İşte bunun adı istikamettir.

İstikametin muhafızı ise takvadır.

Takva yalnızca birtakım haramlardan uzak durmak değildir. Takva, insanın her adımında Allah’ın kendisini gördüğünü bilerek yaşamasıdır.

Karar verirken Allah’ı düşünmek…

Konuşurken Allah’ı düşünmek…

Öfkelenirken Allah’ı düşünmek…

Makamdayken Allah’ı düşünmek…

Güç eline geçtiğinde Allah’ı düşünmek…

Haksızlığa uğradığında bile Allah’ın razı olmayacağı bir karşılığa yönelmemektir.

İşte gerçek kuvvet budur.

Çünkü insan Allah’a yaklaştıkça dünya küçülür.

Dünya küçüldükçe korkular küçülür.

Paranın hükmü azalır.

Makamın cazibesi azalır.

İnsanların övgüsü de yergisi de küçülür.

Dedikodular küçülür.

Tehditler küçülür.

Ve insan özgürleşir.

Dünyaya karşı zaafı olmayanı dünyayla teslim alamazsınız.

Paraya karşı zaafı olmayanı parayla satın alamazsınız.

Makam hırsı olmayanı makamla korkutamazsınız.

Alkışa ihtiyacı olmayanı dedikoduyla yıkamazsınız.

Yalnız kalmaktan korkmayanı çevresini boşaltarak teslim alamazsınız.

Çünkü onun dayandığı yer insanlar değildir.

Allah’tır.

İşte bu sebeple önümüze çıkan her kötülüğü büyütmek yerine Allah’a daha fazla yönelmeliyiz.

Daha fazla dua…

Daha fazla secde…

Daha fazla zikir…

Daha fazla muhasebe…

Daha fazla takva…

Ve daha sağlam bir istikamet.

Belki de önümüze çıkan bazı engeller bize bunu öğretmek için vardır.

İnsan bazen bir sıkıntıyla karşılaşınca bütün dikkatini sıkıntıya verir. Hâlbuki belki de Rabbimiz o sıkıntı vesilesiyle kulunu kendisine daha fazla yaklaştırmaktadır.

O zaman engel bile nimete dönüşür.

Dedikodu seni daha fazla Allah’a yöneltiyorsa sana zarar verememiştir.

Tehdit seni daha fazla duaya götürüyorsa seni yenememiştir.

Yalnızlık seni secdeye götürüyorsa aslında yalnız değilsindir.

Birilerinin kurduğu hesap seni daha takvalı, daha dikkatli, daha ahlaklı ve daha kararlı hâle getiriyorsa onların hesabı sana zarar değil, farkında olmadan güç vermiştir.

Müminin bakışı böyle olmalıdır.

Kur’an bize insanların planlar kurduğunu, tuzaklar hazırladığını da anlatır. Fakat bütün hesapların üzerinde Allah’ın iradesi vardır.

O hâlde neden bütün gecemizi insanların hesaplarını çözmeye ayıralım?

Sen kendi hesabına bak.

Kalbine bak.

Niyetine bak.

İstikametine bak.

Allah’la arandaki bağa bak.

Tedbirini elbette al.

İnsanları tanı.

Emaneti ehline ver.

Yanlışın karşısında dikkatli ol.

Fakat kalbini insanların hileleriyle meşgul etme.

Çünkü her şeyi bilmek, bildiğin her şeyi konuşmayı gerektirmez. Bazen insan görür, anlar ve hiç oyalanmadan yoluna devam eder.

Tedbir aklın işidir; tevekkül kalbin işidir.

Aklın tedbirini alsın, kalbin Allah’a teslim olsun.

Belki de bugün en fazla ihtiyacımız olan ölçü budur.

Şeytanın ne yaptığını konuşarak değil, Allah’a daha fazla yaklaşarak güçleneceğiz.

Karanlığı seyrederek değil, ışığı çoğaltarak yol alacağız.

Başkalarının yanlışlarını sayarak değil, kendi takvamızı artırarak yükseleceğiz.

Sağımızdaki ve solumuzdaki yollara takılıp kalmadan, önümüzde uzanan sırat-ı müstakimde yürümeye devam edeceğiz.

Çünkü mesele önümüze kaç engel çıktığı değildir.

Mesele, o engeller karşısında istikametimizi koruyup koruyamadığımızdır.

Öyleyse hilelerden korkma.

Dedikodularla oyalanma.

Karanlık hesapları zihninde büyütme.

Rabbine yönel.

Takvanı artır.

Secdeni çoğalt.

Niyetini temiz tut.

Tedbirini al.

Ve dosdoğru yürü.

Çünkü şeytanın hilesi zayıftır.

Allah’a dayanan insanın ise istikameti güçlüdür.

Mehmet Akpınar
14 Eylül 2026