GEVŞEMEYİN, ÜZÜLMEYİN!
Bismillahirrahmanirrahim.
Aziz kardeşlerim,
Kıymetli dava arkadaşlarım,
Kayseri’mizin güzel insanları…
Sizleri Kahramanmaraş’tan, kardeşliğin ve muhabbetin şehrinden en kalbî duygularımla selamlıyorum.
Bugün Erciyes’in eteğinde; Selçuklu’nun izlerini taşıyan, Mimar Sinan’ı yetiştiren, ticaretiyle, üretimiyle, hayırseverliğiyle Anadolu’ya örnek olmuş Kayseri’de sizlerle beraber olmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum.
Kayseri yalnızca ticaretin ve sanayinin şehri değildir. Kayseri aynı zamanda vakıf medeniyetinin, alın terinin, ahilik ahlakının ve Anadolu irfanının şehirlerinden biridir.
Ve bugün burada yalnızca bir seçim konuşması yapmak için değil; bir inancı, bir istikameti ve bir yürüyüşü hatırlamak için bulunuyoruz.
Kur’an-ı Kerim bize çok açık bir ölçü veriyor:
“Gevşemeyin, üzülmeyin. Eğer gerçekten iman etmişseniz üstün olan sizsiniz.”
(Âl-i İmrân, 139)
Kardeşlerim,
Bir davanın önündeki en büyük tehlike rakiplerinin güçlü olması değildir.
En büyük tehlike, o davaya inananların ümidini kaybetmesidir.
Yorulabiliriz.
Engellerle karşılaşabiliriz.
Beklediğimiz neticeyi hemen alamayabiliriz.
Bazen yalnız kalabiliriz.
Ama ümitsiz olamayız.
Çünkü biz neticeden önce vazifeden sorumluyuz.
Tohumu biz ekeriz.
Suyunu biz veririz.
Toprağı biz işleriz.
Ama o tohumu çatlatıp filizlendiren Allah’tır.
Öyleyse bize düşen yürümektir.
KALPLERİMİZİ DİRİ TUTMALIYIZ
Bugün insanlığın en büyük problemi yalnızca ekonomik sıkıntılar değildir.
İnsanlığın en büyük problemlerinden biri kalbin huzurunu kaybetmesidir.
Rabbimiz buyuruyor:
“Dikkat edin! Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.”
(Ra‘d, 28)
İnsan Allah’ı unuttuğu zaman imkânları çoğalsa bile huzuru azalabilir.
Makam büyür, huzur küçülür.
Servet büyür, kanaat küçülür.
Evler büyür, gönüller daralır.
Çünkü kalbin gıdası dünyalık değildir.
Kalbin gıdası Allah’ı hatırlamaktır.
Zikir yalnızca dilimizle Allah’ın adını tekrar etmek değildir.
Allah’ı hayatın içerisinde unutmamaktır.
Ticaret yaparken Allah’ı hatırlamaktır.
Siyaset yaparken Allah’ı hatırlamaktır.
Belediye yönetirken Allah’ı hatırlamaktır.
Karar verirken Allah’ı hatırlamaktır.
Güç elimize geçtiğinde Allah’ı hatırlamaktır.
İşte o zaman insanın kalbi diri kalır.
BİR İNSANIN GÖNLÜNE DOKUNABİLMEK
Aziz kardeşlerim,
Bizim davamızın merkezinde insan vardır.
Peygamber Efendimiz, Hz. Ali’ye hitaben buyuruyor ki:
“Allah’ın senin vesilenle bir kişiye hidayet vermesi, senin için kırmızı develere sahip olmaktan daha hayırlıdır.”
O günün dünyasında kırmızı develer en kıymetli servetlerden biriydi.
Peygamberimiz bize ne öğretiyor?
Bir insanı kazanmak, büyük dünyalık kazançlardan daha kıymetlidir.
Onun için bizim işimiz insan kaybetmek değildir.
İnsan kazanmaktır.
Bize oy vermeyeni de kazanacağız.
Bizi eleştireni de dinleyeceğiz.
Bizden uzaklaşanı da ziyaret edeceğiz.
Bir kahve içeceğiz.
Bir hastanın kapısını çalacağız.
Bir yetimin başını okşayacağız.
Bir gencin derdini dinleyeceğiz.
Çünkü bazen bir insanın hayatını değiştiren şey, saatlerce yapılan konuşma değil; samimiyetle uzatılan bir eldir.
Biz gönülleri fethetmeden şehirleri fethedemeyiz.
REBÎ BİN ÂMİR’İN DURUŞU
İşte bunun en güzel örneklerinden birisi Rebî bin Âmir’dir.
İslam orduları İran topraklarına ulaştığında Rebî bin Âmir, İran ordusunun komutanı Rüstem’in huzuruna elçi olarak gönderilir.
Karşısında dünyanın büyük güçlerinden biri vardır.
Saray ihtişamlıdır.
Altınlar, süsler, gösteriş…
Ama Rebî bin Âmir’in üzerinde sade elbiseleri vardır.
Rüstem ona sorar:
“Sizi buraya getiren nedir?”
Rebî bin Âmir’in verdiği cevap, aslında bir medeniyetin manifestosudur:
“Allah bizi; kulları kullara kulluktan Allah’a kulluğa, dünyanın darlığından genişliğine ve dinlerin zulmünden İslam’ın adaletine çıkarmak için gönderdi.”
İşte mesele budur kardeşlerim.
Rebî bin Âmir’in sarayı yoktu.
Makamı yoktu.
Serveti yoktu.
Fakat imanı vardı.
Karşısındaki ihtişam onu küçültmedi.
Çünkü insanın büyüklüğü oturduğu koltuktan değil, inandığı hakikatten gelir.
Bugün bizim de yeniden böyle bir şahsiyete ihtiyacımız var.
Makam karşısında eğilmeyen…
Para karşısında değişmeyen…
Alkış geldiğinde şımarmayan…
Eleştiri geldiğinde yolundan dönmeyen…
İnandığını yaşayan insanlara ihtiyacımız var.
BU YOLUN SERMAYESİ İNSANDIR
Kardeşlerim,
Büyük hareketler kalabalıklarla başlamaz.
İnanmış insanlarla başlar.
Bir kişi inanır.
Sonra iki kişi olur.
On kişi olur.
Yüz kişi olur.
Ve bir gün bakarsınız ki o küçük kıvılcım koca bir toplumu aydınlatmıştır.
Bu sebeple hiçbir kardeşimiz:
“Ben ne yapabilirim?” demesin.
Çok şey yapabilirsiniz.
Bir insan bulun.
Onun gönlüne dokunun.
Bir gence umut olun.
Bir aileyi ziyaret edin.
Bir yanlışın düzelmesine vesile olun.
Bir iyiliğin başlamasına öncülük edin.
Ve bunu yaparken karşılığını insanlardan beklemeyin.
Çünkü ihlas, insanların görmediği yerde de aynı şekilde yürüyebilmektir.
SON SÖZ
Aziz kardeşlerim,
Bugün Erciyes’in eteğinden, Kayseri’den bir kez daha haykıralım:
Gevşemeyeceğiz.
Üzülmeyeceğiz.
Ümitsizliğe düşmeyeceğiz.
Çünkü biz gücümüzü kalabalıklardan değil, inancımızdan alıyoruz.
İnsanları ötekileştirmeyeceğiz. Kavga ederek değil, gönül kazanarak büyüyeceğiz. Bağırarak değil, yaşayarak anlatacağız. İnsanlara tepeden bakmayacağız.
Kapıları çalacağız.
Sofralara oturacağız.
Esnafın elini sıkacağız.
Gençleri dinleyeceğiz.
Yaşlılarımızın duasını alacağız.
Çünkü bizim aradığımız yalnızca sandıktaki oy değildir.
Biz insanın gönlünü arıyoruz.
Gönül kazanılırsa güven kazanılır.
Güven kazanılırsa millet kazanılır.
Millet kazanılırsa Allah’ın izniyle gelecek de kazanılır.
Erciyes nasıl asırlardır dimdik duruyorsa, biz de inancımızda ve istikametimizde dimdik duracağız.
Ama dimdik durmak kibir değildir.
Başımız yalnızca Allah’ın huzurunda eğilecek; insanın karşısında ise vakarımızı, ahlakımızı ve kardeşliğimizi koruyacağız.
Merhum Hocamız Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın bize bıraktığı mücadele ruhunu da hiçbir zaman unutmayacağız:
“Bir çiçekle bahar olmaz; ama her bahar bir çiçekle başlar.”
Belki bugün bir kişiyiz.
Yarın on kişi oluruz.
Sonra yüz, sonra bin…
Mesele kaç kişi olduğumuz değil, neye inandığımız ve ne kadar samimiyetle yürüdüğümüzdür.
Öyleyse Kayseri’den, Erciyes’in eteğinden bütün Türkiye’ye seslenelim:
Bir çiçek olacağız.
Bir gönüle dokunacağız.
Bir insanı kazanacağız.
Bir iyiliğin başlangıcı olacağız.
Ve inanıyoruz ki Allah’ın izniyle o bir çiçek, bir gün büyük bir baharın habercisi olacaktır.
Rabbim kalplerimizi zikriyle diri tutsun. Ayaklarımızı istikamet üzere sabit kılsın. Bizleri insanları birbirinden uzaklaştıranlardan değil, gönülleri birbirine yaklaştıranlardan eylesin.
Bir insanın hidayetine, bir gencin kurtuluşuna, bir mazlumun duasına vesile olabilmeyi bizlere nasip etsin.
Ve çıktığımız bu yolda şu ilahî hitabı hiçbir zaman unutturmasın:
“Gevşemeyin, üzülmeyin. Eğer iman etmişseniz üstün olan sizsiniz.”
Allah yar ve yardımcımız olsun.
Selam olsun Kayseri’ye!
Selam olsun Erciyes’in eteklerinden yükselen bu inanca!
Selam olsun yorulmayanlara, yılmayanlara, istikametini bozmadan yürüyenlere!
Mehmet Akpınar
Dulkadiroğlu Belediye Başkanı
12 Eylül 2026