DÜNYA BİR İMTİHAN SALONUDUR…

Hayat…

İnsan çoğu zaman onu kalıcı zanneder…
Oysa her nefes, geçiciliğin sessiz bir hatırlatmasıdır…

Bir gün ansızın eksiliriz…
Bir ses susar…
Bir evde çocuk sesi kesilir…
Ve dünya, bir anda ağırlaşır…

İşte o an, hakikat bütün çıplaklığıyla çıkar karşımıza:
Bu dünya bir yurt değil…
Bir imtihan salonudur…

Kur’an-ı Kerim, bu gerçeği asırlar öncesinden haber verir:
İnsan; korkuyla, açlıkla, sevdikleriyle, malıyla imtihan edilecektir…

En zor imtihan ise, kalbe en yakın olandır…
Evlatla imtihan…

Fakat iman, işte tam da burada başlar…
Kaybın ortasında kaybetmemeyi bilmek…
Acının içinde hakikati görebilmek…

Çünkü mümin bilir:
Ölüm bir yok oluş değildir…
Bir geçiştir…

Masum bir çocuk…
Henüz günahın gölgesine bile yaklaşmamış bir yürek…
Aslında kaybedilmez…

O, Rabbinin rahmetine emanet edilir…
Cennetin kapıları ona sonuna kadar açılır…
Ve belki de bizden önce vardığı o yurttan, bize gülümser…

İnsan, acı anlarında Kur’ân’a yönelir…
Ama çoğu zaman sadece okur…
Anlamaz…

Oysa Kur’an-ı Kerim, sadece okunmak için değil…
Anlaşılmak ve yaşanmak için indirilmiştir…

Mehmet Akif Ersoy’un haykırışı hâlâ kulaklarımızdadır:

“İnmemiştir hele Kur’ân bunu hakkıyla bilin…
Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için…”

Kur’ân;
Sadece bir teselli kitabı değil…
Bir hayat nizamıdır…

Aileden devlete…
Kalpten topluma…
İnsanın bütün yolculuğunu düzenleyen ilahi bir rehberdir…

Bugün yeryüzüne baktığımızda…
Kalabalık ama dağınık…
Güçlü görünen ama etkisiz…
Sayısı çok ama ağırlığı az bir ümmet görürüz…

Muhammed Efendimiz’in asırlar önce haber verdiği gibi:
“Selin üzerindeki köpük gibi…”

Sebebi açıktır…
Dünya sevgisi…
Ve ölüm korkusu…

İnsan dünyaya bağlandıkça…
Hakikatten uzaklaşır…
Hakikatten uzaklaştıkça…
İzzetini kaybeder…

Tarih bunun sayısız şahididir…

Bir zamanlar ilmin, adaletin ve medeniyetin merkezi olan Endülüs…
Bugün sadece hatıralarda kalan bir isimdir…

Kaybedilen sadece toprak değildir…
Kaybedilen, istikamettir…

Oysa kurtuluş zor değildir…
Ama ciddiyet ister…

Kur’ân’a dönmek…
Ama okuyarak değil, anlayarak…
Sünnete sarılmak…
Ama anlatarak değil, yaşayarak…

Ve dua…

Ama sadece dil ile değil…
Kalple…

Kur’an-ı Kerim bize sorar:
“Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin?”

Dua;
Ezberlenmiş kelimeler değil…
Yüreğin Rabbine açılmasıdır…

Ve dua, amelle güçlenir…
Samimiyetle yükselir…

İnsan bazen bir acıyla uyanır…
Bir kayıpla silkelenir…
Bir hüzünle kendine gelir…

Belki de bazı acılar…
Yıkmak için değil…
Uyandırmak içindir…

Bu dünya geçicidir…
Ama imtihan gerçektir…

Ve unutulmamalıdır ki:

İnsan dünyaya ne kadar bağlanırsa bağlansın…
Toprağa girdiği gün, sadece amelleri onunla birlikte yürür…

Geriye kalan her şey…
Birer hatıradan ibarettir…

Asıl mesele şudur:

Geçici olan dünyada…
Kalıcı olanı kazanabilmek…

Mehmet Akpınar
17 Nisan 2026