AĞIRLIK SAYIDA DEĞİL, İSTİKAMETTEDİR
Bir toplumun kalabalık olması, güçlü olduğu anlamına gelmez…Sayı bazen göz kamaştırır…Ama hakikat, rakamların içinde değil, ruhun içinde saklıdır…
Bugün İslam dünyasına bakınca insanın içi sızlıyor…Hastalık burada…Yoksulluk burada…Kan burada…Gözyaşı burada…
Oysa sayı az değil…İmkân da bütünüyle yok değil…Ama ağırlık eksik…İstikamet eksik…Dirilik eksik…
Peygamber Efendimiz’in haber verdiği o büyük sarsıntı tam da budur…Öyle bir zaman gelecek ki, Müslümanların üzerine başkaları üşüşecek…Sebep sayı azlığı olmayacak…Sebep, içerideki çözülme olacak…
Denizin üstündeki köpük nasıl kendi yönünü tayin edemezse…İstikameti kaybeden toplum da başkasının rüzgârıyla savrulur…
Asıl hastalık dışarıda başlamıyor…İçeride başlıyor…
Dünya sevgisi büyüdükçe…Hakikat küçülüyor…
Rahat tutkusu arttıkça…Fedakârlık azalıyor…
Ölüm korkusu arttıkça…İman iddiası zayıflıyor…
Halbuki ölüm, kaçılacak bir sürpriz değil…İnsanın ezelden beri bildiği en kesin hakikattir…
Bu can bizim değil ki…Emanet…
Bu hayat bizim değil ki…İmtihan…
Allah verdiğini geri alıyor…Kul ise bazen emanetçi olduğunu unutuyor…
Ne zaman insan kendini merkeze koyar…İşte orada sarsıntı başlar…
Ama Rabbimizin rahmeti geniştir…Kapısı açıktır…
Kul bir adım atsa…Rahmet ona kat kat yönelir…
Bir iyilik yapsa…Karşılığı büyütülür…
Hatta bir kötülüğe niyet edip de Allah korkusuyla vazgeçse…Bundan bile ecir doğar…
Demek ki yol kapanmış değil…Yol ihmal edilmiş…
Ve yeniden açılacak kapı, gösterişle değil…Samimiyetle açılacak…
Belki de en çok kaybettiğimiz şey, duanın ruhudur…
Artık birçok insan dua ediyor…Ama sığınmıyor…
Söz söylüyor…Ama kalbini koymuyor…
Oysa dua, ezberlenmiş cümleleri art arda sıralamak değildir…Dua, insanın kendi aczini fark edip Rabbinin kapısına dayanmasıdır…
Gece vakti…Sessizlikte…İçtenlikle…
“Ya Rabbi, kusurlarımla geldim…Ama senden başka kapım yok…” diyebilmektir…
Bazen bir dil değil…Bir gözyaşı dua eder…
Bazen bir kelime değil…Bir titreme kabul kapısını aralar…
Peygamberlerin hayatına bakınca bunu açıkça görürüz…Hazreti Musa mücadeleye duayla çıktı…Hazreti İbrahim ateşe tevekkülle yürüdü…Bütün nebiler önce Rablerine yöneldi, sonra yola koyuldu…
Biz ise çoğu zaman duayı sona bırakıyoruz…Hatta bazen hiç başlamıyoruz…
Oysa dua, yol bittikten sonra değil…Yol başlarken gerekir…
Çünkü insan kendi gücüyle değil…Ancak Allah’ın yardımıyla ayakta kalır…
Bir başka eksiğimiz de kardeşliği sadece sözde bırakmamızdır…
Kendimiz için isterken cömertiz…Başkası için isterken suskun…
Halbuki en temiz dualardan biri, kardeşi için yapılan duadır…
Bir müminin gönlünden şu cümle yükselebilmeli:
“Ya Rabbi, bana verdiğinden komşuma da ver…Bana açtığın kapıyı ona da aç…”
İşte ümmet olmak biraz da budur…Yalnız kendini düşünmemek…Kendi selametini, başkasının selametinden ayırmamak…
Kur’an bunun için indi…Sadece güzel okunmak için değil…Hayata yön vermek için…
Sadece sesimizde kalması için değil…Ahlâkımıza dönüşmesi için…
Evimize bereket…Kalbimize sükûnet…Şehrimize huzur gelmesi, ancak bu ölçülerin yaşanmasıyla mümkündür…
Kur’an rafta kalırsa, hayat da dağılır…Kur’an kalbe inerse, insan toparlanır…İnsan toparlanırsa aile düzelir…Aile düzelirse toplum nefes alır…
Bizim ihtiyacımız olan şey yeni bir slogan değil…Yeni bir samimiyettir…
Yeni bir tartışma değil…Yeni bir diriliştir…
Ve o diriliş, büyük meydanlardan önce insanın kendi içinde başlar…
Kalpte başlar…Diz çökülen seccadede başlar…Helal lokmada başlar…Doğru sözde başlar…Komşuya merhamette başlar…
Unutmayalım…
Ağırlık sayıda değildir…Makamda değildir…Gürültüde değildir…
Ağırlık, istikamettedir…
Bir toplum yeniden Allah’a yönelirse…Kitaba yeniden hayat verirse…Peygamberin izini sadece dilde değil, yaşayışta sürerse…
İşte o zaman dağınıklık toparlanır…Zillet izzete döner…Korku yerini vakara bırakır…
Ve yeniden ayağa kalkış başlar…
Mehmet Akpınar
18.04.2026