Kalede Fransız Bayrağı Dalgalandığı Müddetçe
“Kalede Fransız bayrağı dalgalandığı müddetçe burada cuma namazı kılınamaz.”
Bu cümle bir hutbe değildir.
Bu cümle bir fetva değildir.
Bu cümle, bir milletin esareti reddedişidir.
Maraş işgal altındayken mesele yalnızca sokakların işgali değildi. Asıl işgal, vicdanlarda başlamıştı. Çünkü bir şehir önce korkaklıkla teslim olur. Sonra menfaatle susar. En sonunda alışır.
Fransız askerleri sokaklarda dolaşırken, onları alkışlayanlar vardı. İşgali eğlenceye çevirenler vardı. Şehrin yok oluşuna kahkaha atanlar vardı. O gün Maraş’ta insan çoktu. Ama adam azdı.
İşte bu yüzden Senem Ayşe, geceleri elinde fenerle sokak sokak dolaşıyordu. Onu görenler soruyordu:
“Ne yapıyorsun Ayşe Ana?”
O ise sadece şunu söylüyordu:
“Adam arıyorum.”
Çünkü kalabalık vardı.
Ama omurga yoktu.
Bugün hâlâ geçerli olan söz işte buradan doğmuştur.
Adam arayanlar adam olsaydı, adam aramaya gerek kalmazdı.
Abdal Halil Ağa’ya Fransızları karşılaması için davul çalması teklif edildi. Davulunun içini altınla dolduracaklarını söylediler. O ise paranın karşısına karakterini koydu ve şunu söyledi:
“Bu din bahsidir. Ben kardeşlerimin bağrına çomak vuramam. Bu para bahsi değildir.”
İşte adamlık buydu.
Rıdvan Hoca, Ulu Camii minberine çıktığında bir şehir susmuştu. Ve o suskunluğun içine şu cümleyi bıraktı:
“Kalede Fransız bayrağı dalgalandığı müddetçe burada cuma namazı kılınamaz.”
Bu cümle şunu söylüyordu.
Esaret altındaki toprağın secdesi eksiktir.
Bayraksız minare, susturulmuş bir vicdandır.
İşgal altındaki gölgede ibadet tamam olmaz.
Ve Maraşlılar bu cümleyi hutbede bırakmadı. Minberden kaleye yürüdüler. Fransız bayrağını indirdiler. Türk bayrağını göndere çektiler. Sonra secdeye vardılar.
İşte o gün cuma namazı gerçekten kılındı.
Sütçü İmam, “Bacımın örtüsüne dokunamazsınız” diyerek tetiğe bastığında, sadece bir askeri vurmadı. Bir milletin suskunluğunu vurdu. O kurşun, korkunun göğsüne isabet etti.
Bertiz’den gelen çeteler Maraş’a indi. Maraşlı mücahitlerle birleşti. Kadın, erkek, genç, yaşlı demeden herkes cephe oldu. Bu direnişi Ali Sezai Efendi ilmiyle nizama soktu. Aslan Bey komutanlığıyla cepheye dönüştürdü.
Ve Maraş kurtuldu.
Ama Maraş sadece silahla kurtulmadı.
Maraş, adamlıkla kurtuldu.
Maraş, karakterle kurtuldu.
Bugün 12 Şubat’ı anarken sadece bir tarihi günü hatırlamıyoruz. Bir ölçüyü hatırlıyoruz.
Bugün de soru aynıdır.
Adam var mı?
Bugün düşman postal giymiyor olabilir. Ama menfaat hâlâ vatanın önüne geçebiliyor. Korkaklık hâlâ süslü cümleler kurabiliyor. İhanet hâlâ masum kılıflar bulabiliyor.
Ve bugün de aynı cümle geçerlidir.
Adam arayanlar adam olsaydı, adam aramaya gerek kalmazdı.
Maraş adam aradı.
Adam olanlar çıktı.
Ve Maraş kurtuldu.
Bugün bize düşen, o adamların hatırasını sadece anmak değildir. Onların çizgisinde yaşamaktır.
Çünkü bu şehir, kalede yabancı bayrak dalgalanırken secdeyi reddedenlerin şehridir.
Bu şehir, paraya değil imana sadık kalanların şehridir.
Bu şehir, adam arayan Senem Ayşe’nin şehridir.
12 Şubat sadece bir kurtuluş günü değildir.
12 Şubat adamlığın sınav günüdür.
12 Şubat karakterin zafer günüdür.
Ve bu yazı, adam olanlara armağan edilmiştir.
Mehmet AKPINAR
12 ŞUBAT 2026