HAVUZ BERRAKSA, YOL DA BERRAKTIR

Topluluklar, kalplerini arındırmadan kalıcı ve hayırlı bir eser ortaya koyamazlar.

Büyük hedefler, parlak niyetler, yüksek sesle kurulan cümleler çoğu zaman yeterli sanılır. Oysa asıl belirleyici olan, insanın ve o insanlardan müteşekkil toplulukların iç hâlidir. İç âlem düzelmeden dış âlem düzelmez…

Bunu anlatmak için eskilerin dilinden düşmeyen sade ama derin bir misal vardır: Havuz misali…

Bir havuz düşünelim. Suyu berraksa, içine atılan küçük bir taş bile yüzeyde zarif halkalar oluşturur. O halkalar usul usul genişler, çevresine tesir eder. Küçük bir dokunuş, anlamlı bir harekete dönüşür. Çünkü su temizdir; etki kaybolmaz, güzelliğe inkılap eder…

Ama havuzun dibinde çamur varsa, tortu varsa, yılların biriktirdiği bir bulanıklık varsa; atılan taş yüzeye çıkmaz. Doğrudan dibe iner, tortuyu karıştırır ve suyun tamamını bulandırır. Ne halka kalır ne berraklık. Güzellik beklenirken karmaşa doğar…

İnsan da böyledir. Topluluklar da…

İçinde kibir taşıyan, hasetle bakan, ölçüsüz hırsın peşine düşen, yalanı alışkanlık hâline getiren insan; en iyi niyetle yola çıksa bile yolu ağırlaştırır. Başlangıçta fark edilmeyen bu hâller, yol uzadıkça kendini ele verir. Çünkü yol, insanın içindekini saklamaz; sabırla ortaya çıkarır…

Bu sebeple her yolculukta yoldaşlık meselesi hayati önemdedir. Cimri insan yükü paylaşmaz; ahmak fayda vermek isterken zarar verir. Cahil cesurdur ama ölçüsüzdür. Fâsık zaaflarını yolun üzerine taşır. Korkak ilk sarsıntıda geri döner. Yalancı ise daha baştan güveni çözer; yolun haritasını bozar…

Eskilerin bu insanlarla yol arkadaşlığı yapılmamasını öğütlemesi boşuna değildir. Bu, kimseyi dışlamak için değil; yolu korumak içindir. Çünkü hayat dediğimiz şey, rastgele kalabalıklarla değil, nitelikli insanlarla yürünür…

Bu noktada Mevlânâ’nın meşhur sözü sıkça hatırlatılır: “Ne olursan ol, yine gel.”
Bu söz çoğu zaman yanlış anlaşılır. Bu çağrı, gelişi güzel gelmeye değil; arınarak gelmeye davettir. Olduğun hâli kutsamaya değil; olduğun hâli aşmaya çağrıdır…

Gel, ama temizlenerek gel.
Gel, ama kendini yetiştirerek gel.
Gel, ama berraklaşarak gel…

Çünkü bulanık sular bir araya gelince berraklık oluşmaz. Çoğunluk, her zaman güç demek değildir. Temiz olmayan kalabalıklarla ne sağlam bir yol açılır ne de kalıcı bir iş yapılır. Önce insanlar arınacak, sonra bir araya gelecek; ancak o zaman faaliyet bereketli olur, emek anlam bulur, başarı mümkün hâle gelir…

Bugün belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, daha fazla insan toplamak değil; daha temiz insanlar yetiştirmektir. Daha yüksek sesle çağırmak değil, daha sahih bir duruş sergilemektir…

Havuz berraksa, atılan taş güzellik üretir.
Havuz bulanıksa, en iyi niyet bile suyu karıştırır…

Bu yüzden yolun selameti, önce kalbin berraklığından geçer…

Hayırlı ve huzurlu bir yıl diliyorum…

Mehmet AKPINAR
03.01.2026